Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

21 Nisan 2018 Cumartesi

Kendine Ait Bir Ev Ataleti

Özlem Ekici


Bazı sabahlar uyanırsınız, kendinize sürekli söylediğiniz cümleler olur. Bunlar kimi zaman kanalını henüz bulamadığınız bir radyo gibi hafif cızırtılı, çok sesli olur ve kimi zamansa katlanılması gereken moral ver(mey)en cümleler. İhtiyacınız olduğundan değil, kendinize ait bir eviniz olduğundandır ki; hakkında düşündüğünüz her ne saçmalık var ise tedavi olmanız yalnızca o ev ile sağlanabilir. Feda etmeye razı olduğunuz şeyler, farklı ama aynı bir sonu hatırlatabilir. Atlatacağınızı düşünün: komodinin üzerinde duran bir kitabın içerisinde geçen kahramanların sizinle konuşabilme ihtimalini varsayarak.

Bazı insanlar vardır. En minimalist hisle, gerçekten "gerçek". Sabahın körü sayılabilecek bir saatte dahi, kör hislerle telefonunuza uzanmanıza sebep. Kör hisler derken, derinlik; ki o derinlik, pahalıya satılan bir arzudur. Hayatınızın geldiği noktayı açıklayan "körlükler. Hemen arkasından menajer edasıyla size yazan arkadaşlarınız, akrabalarınız, mükellefleriniz; kibar fakat ciddi bir teyit alımından sonra sadece bir gün olabilirdi, son derece yoğun bir gün diyerek, sanki yeni çıkan bir albümünüz varmışçasına bir versiyonla, kulağınıza dedikodu melodisi çalarlar. Maalesef, bu iş kelimenin tam anlamıyla bir "kandırmaca"dır. Çünkü ya kandırırsınız ya da kandırmak hakkında konuşursunuz.

Bazen bir şeyin iki farklı yüzü vardır demek isterdim, ki nefret ediyorum bu sözden. Endişeye karşı sakinlik yahut leş kokusu yaratımı gibi. Oysa insan girdabımsı bir gerginlikle, kendine güçlü acı veren hapları, hap gibi bilgileri yutabilir. Yerse(n), ki öyle bir şey kahvehane denkliğinde; yani, yanisi boş işler boş. Sizden uzak olmasını tembihleseniz de büyük bir nezaketle gelip, sürekli yağmur yağan bir yaz günü gibi hissettirir. Bilinir ki, bulutların "gölgesi yazları kısa sürer. Ama sıcak bitmek bilmez. Kupkuru bir sıcak zihinle, aklınızın her türlü aşırılığına boyun eğersiniz. Sanırım zihnimin sıcaklığı şu an kırk derece olmalı.

Bazı paketleri saklayıp üzerlerine çizim yaparsınız, sigara paketleri, dergi, cd ve arttırılabilir. Şapkamın altına gizlediğim saçlarım şu anda sırılsıklam, titreyerek çıktığım geniş çaplı sağlık kontrolünden sonra bundan 20 yıl ilerisinde muhtemel bir "kaçık" olma olasılığımın yüzdelerini öğrendim. Temiz. Temiz derken; korkulacak bir şey yok, ben de sizin kadar deliyim. Göz bebeklerine ulaştığımda, dışarıdaki korku kalkanının altında beni beklerken bulduğum bir adam. Önce yüzüme, sonra elimdeki kolaja dik dik bakıyor gibi. Berbat görünüyor olmalıyım, günışığı gibi hissetmemi sağlasa bile.

Bazen sigaramı söndürürken, her zamankinin aksine kibarca pençe geçiriyor dişim. Hayranlarının onu satın alma lüksü varmış gibi, her hâlinin sevilmesinden şikayetçi bir star gibi egoistim. Haklı olarak, bütün bunlar bittikten sonra, yalnız kalacağım. Elbette bunu içimden söyledim, yalnızlık kadar sevdiğim kimse yok. Belki de iyi bir şeydir, ki sevdiğim insanlar bunu bana öğrettiler. Ve de bu defa gerçekten tek başımayım. Bana kendimi getirin, bana kendimi geri verin.

28 Mart 2018 Çarşamba

Hiçliğe Sayıklama

Özlem Ekici

   Ben ne zaman bir gökyüzüne düşsem, sen aklıma düşersin. Yaralarım kabuk tutmadan, hemen biraz şiir saklıyorum içine. Öyle daha çok hiç olunuyor. Sanki çok güzel bir şiirin en güzel dizesinde bir ses düşmesiymişim, düşmüşüm, düş'müşüm ve sen beni tutup yerleştirmişsin en uymadığım şiire. Sadece baş harfimin büyük olması kadar bu hayattaki değerim, gerisi hep hiçlik.
Seni seviyorum.
   Bir gün uyandım ve aniden seni sevdim gibi değil de, seni seveceğim güne ulaşmak için büyümüşüm, büyümüşüm ve aniden o güne ulaşmışım gibi. Sen her sabah uyanıp yüzüne bir avuç şiir çarp, sonra git pencerenin önündeki cümlelerini sula, kahve ve sigarayla iyi gider biraz masal ye; sonra 5.kutsal kitap inince yeryüzüne, benim çoktan inandığım dinime herkes inansın.
Tanrım, ibadeti şiir ve biraz da şarap olan dinin cenneti susmakta mıdır?

24 Mart 2018 Cumartesi

'Mavi Kadar' Sevelim!

Özlem Ekici
Mavinin ateşi tüm renklerden daha çok yakar seni... Hem sıcak hem soğuktur alevleri... 
Mavi kadardır her duygu, mavi kadar seversen sonsuzdur sevgin. 
Nefretin öfken mavi kadardır, derin ve soğuk. Renklerden en çok maviyi sevme nedenim de budur. Mavi bir başkadır benim için. 
Sakinlik, huzur, sevgi birçok duygu bana maviyi çağrıştırır. 
O yüzden, ben de seni mavi kadar seviyorum. Okyanuslar ve gökyüzü gibi uçsuz bucaksız...
-Arka kapaktan...

   Öncelikle Meyrem Abla ile nasıl tanıştığımdan bahsederek başlamak istiyorum incelememe, Meyrem abla yazarı ve tasarımcısı olduğum bir derginin yazarı. Dergiden ayrılmama rağmen bırakamadığım dostlarımdan kendisi, bırakmak da istemiyorum. Ankara'da olması sebebiyle sık sık da görüşme şansımız oluyor. Kitabını yine bir gün birlikte sohbete daldığımız bir anda getirip elime verdi. Şöyle bir karıştırdım derken bir isim gözüme çarptı. İşte her şey o anda başladı. O isim üzerine birkaç olay ve benim o isimle olan olaylarıma benzerliği derken Mavi Kadar artık benim için çok özeldi.

   Her şeyden önce dilinden bahsetmek istiyorum. Çünkü bu sadelikte bir dille bu kadar akıcılık elde etmesi çok başarılı. Çok süslü ve edebi bir sanat dili yok kitabın, ancak sadeliği okudukça okutturuyor kendini. Aslında bu kadar rahat okuyabilmemizin sebebi, çok basit ve samimi cümlelerden oluşması. Yani bizim kendi kendimize yazdığımız kısa hikayeler gibi basit bir anlatımı var. Tüm bunlara rağmen öylesine akıcı ki okurken bittiğini anlayamıyorsunuz. Ben bitmesin diyerek olabildiğince uzattım kitabı.

   Konusuna gelirsek, Ankara'da üniversiteye başlayan Miranaz'ın başından geçen olaylar. Meyrem ablanın deyimiyle "İki gencin etrafında kurgulanan ve özellikle okul hayatımızda tanık olageldiğimiz, bazen keyifli bazen de hüzünlü ve hayatın içinden olaylar." Yazarımızın ilk kitabı olduğunun altını da çizmek istiyorum.

   Kitabın adından da anlaşılacağı gibi mavinin anlamı fazlasıyla özel. İçinize dokunacak sayısız cümlesi ve anı var kitabın. Mavi Kadar seviyorum sözü artık benim için çok özel oldu.

Mavi kadar sevelim hayatı!



Satın almak isterseniz buyrun linke tık:

17 Mart 2018 Cumartesi

DÜŞLER GÜNLÜĞÜ

Özlem Ekici

1.DÜŞ GÜNÜ

Her şeyi konuştuğunuzda geriye sadece siz kalırsınız. Eve yürüdüğünüz, sokağa saptığınız, tanımadığınız fakat bildiğiniz yüzleri görmeye başladığınızda geriye sadece siz kaldığınızı anlarsınız. Odanızın kapısını örtüp ışığı açmayı unuttuğunuzda da geriye sadece siz kalırsınız. Seslerin seyrelerek bittiği bütün anların sonunda sadece siz kalırsınız. Araya giren her unsur belirgin bir sessizlik teması taşır. Artık kendinizi koyacak yer bulamadığınız başka bir dönem başlar.

2.DÜŞ GÜNÜ

‘’Seninle konuşamıyoruz artık. Başka, savruk ve özensiz biri oldun. Çizginden saptın’’ dedi arkadaşım. Tatmin edici bir yanıt bulamamıştım. Sessizliğim artıkça konuşmasını şiddetlendirdi. ‘’Farkında mısın? Hayatında hiçbir şeyin kalıcılığı kalmadı. En başta da insanların. Son birkaç yılda hayatına girip, her şeyini paylaştığın ve sonrasında silinip giden insanların sayısını biliyor musun? Kendinle aranda bir mesafe kalmadığı için böyle olduğunu düşünüyorum. Kimse kalmadı, bak. Herkes bir şekilde geldi ve gitti. Bunun çok acımasız olduğunu düşündüğüm için seninle paylaşıyorum. Bu denli taviz seni yalnız ve mutsuz kılar. Senin için endişeliyim. Buna izin verme, olur mu?’’ Telefonun şarj uyarısının sesiyle birlikle kulağımda müthiş bir çınlama oluştu. Böyle anların tamamında size dair olmayan her unsur büyük bir kalıcık edinir. Çünkü yanıtlarınız tükendiğinde geride her zaman siz kalırsınız.

3.DÜŞ GÜNÜ

Diyalog sürdükçe taviz artar. Kendinize ve karşınızdakine tanıdığınız taviz artar. Buna dayandığınız ölçüde kendinizi savunur ve konuşabilirsiniz.

4.DÜŞ GÜNÜ

Konuşamadım. Geride yine büyük bir sessizlik teması oluştu. Tamamen haklı olduğunu düşünmemesi için konuşmam gerektiğini fark ettim. Aslında kendimi buna zorunlu kıldım. Aynı pozisyonda kalmaktan boynun ağrımıştı. Boynumu ovdum. Sigara içmek istiyordum fakat konuyu dağıtacak, bizi uzaklaştıracak bir şeylere de izin vermek istemedim. Kabul etmeliyim, arkadaşım haklıydı. Dağıldım biraz. Toparlamak için sigara içmem gerekiyordu. Elimdeki boş kupayı oturduğum masanın boş bir yerine yerleştirdikten sonra odama gidip sigaramı aldım. Küçük bir ara bana zaman kazandırdı. Çünkü dağılmış bir kafayı aynı pozisyonda kalarak toparlayamazsın.

5.DÜŞ GÜNÜ

‘’Artık kendimi daha az tanıyorum. Zamanı silinebilir hale bütün anlarımı da unutuyorum. İnsanlara dair tek bildiğim kalıcı olmadıkları. Bunun ötesinde bir gerçekliğe inancım kalmadı fakat haklı olduğunu düşünüyorum. Taşıdığım kaygılar beni kendimden uzaklaştırdı. Mesafem arttıkça sahnem azaldı. Kısıtlı bir alanda hızlı zamanlar geçiriyorum. Acı olan, bunun yarattığı bir korku yok. Kendimi koymaya yer bulamıyorum burada. Hiçbir şey tam olarak yer etmiyor. Boşluklar var. Sürekli artan boşluklar. Ailemden, sevdiklerimden ve arkadaşlarımdan uzaktayım artık. İnsanları önemli kılan detayları bile önemsemiyorum. Hakan’ın doğum günü ne zaman? Bilmiyorum. Anne aramıyor artık beni. Arayınca da aynı sahneler tekrar edip kapıyorum. İyi, aynı diyorum. Koca şehirde yedi aydır görmediğim anneme ‘’İyi, aynı anne’’ diyorum. Sürekli bunların bende yarattığı değişimleri düşünüp sonuçlarını hesaplıyorum. Yaptığım tek şey bu. Asıl sorundan uzaklaştım. Her şeyin aslından uzaklaştım. Anlamsız, çağrışımsız, zemini olmayan bir düzleme çakılıp duruyorum’’

6.DÜŞ GÜNÜ

Hatırladıklarım bu kadar.



6 Mart 2018 Salı

O Sizden Gittiğinde

Özlem Ekici

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak,
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz.
Sokağa fırlayacaksınız ardından
Sokaklar da dar gelecek,
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi.
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne de pırıl pırıl Gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, 
bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz.
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan,
"Önemli olan sağlık"...
"Yaşamak güzel"...
"Boşver, herşey unutulur"...
Siz hiçbirini duymayacaksınız.
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, 
az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz.
Hep O'ndan bahsetmek isteyeceksiniz.
"Ölüme çare bulundu" ya da 
"Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksınız.
Yalnız kalmak isteyeceksiniz,
Hem de kalabalıklar arasında kaybolmak.
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak.
O'nunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz.
Gittiğiniz yerlere gitmek.
Bu size hiç iyi gelmeyecek. Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız. 
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak isteyeceksiniz.
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz.
Herkesi O'na benzetip,
Kimseyi O'nun yerine koymayacaksınız.
Hiçbir şey oyalamayacak sizi.
İlaçlara sığınacaksınız. 
Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla O'nu unutturmayan. 
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek.
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz.
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak.
Sabahı iple çekeceksiniz. 
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölmeyeceksiniz.
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz. 
Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilemez gelecek.
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz.
Her sıçrayarak uyandığınızda O'nun adını söylediğinizi fark edeceksiniz.
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz. Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek. 
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla.
Yüreğiniz burkulacak.
Canınız yanacak.
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden.
O'nun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız.
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz.
Yaşadığınız yeri terk etmek isteyeceksiniz. 
O'nunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut... 
O'nunla bir gün bir yerlerde karşılaşma umudu... 
Bir umut sizi gitmekten alıkoyacak.
Gelgitler arasında yaşayacaksınız.
Buna yaşamak denirse...

26 Şubat 2018 Pazartesi

Hapşıran Dünya Dilinde

Özlem Ekici

Okuduğum ve sonu olmayan çoğu kitaba göre, hep aynı şeyler olur.
Her sabah hiçbir şey olmamış gibi hiçbir şey yaşanmamış gibi itinayla ölünüp,
Periyodik bir yalnızlık tekrar edip durur.
-Burada geçici hüzünlerden bahsetmek icap eder-
Hiç olmayan bir şey ve kendini öldürmek pahasına, yaşatılan her şeyin suyu kesilir.
Sulanmaz artık hiçbir bitki, gözü varken insanın,
Hele ki doluyorsa.
Hiç olmayan bir şeyin olması da
Güneş filan da umrumda değil .
Anlam yitiren her şeyi gün doğumuna ertelemeye devam edeceğim işte.
Durduğum her yerden bir otobüs kalkar, 
ki her otobüsün birkaç hüznü içinde barındırdığından habersizim o sıralar.
Adım anons edilecek ve pişman olacağım tekrar.
Gün batacak ve yaklaşık yarım gün kendime gelemeyeceğim.
Biliyorum bu yorgunluğun ilkel bir açıklaması var.
Anlamını yeni yeni kazanmış her şeye, çıkarıp kendi anlamımdan eklemiş de olabilirim.
Olmayayım ama olmamalıyım.
İçimde kendini boğan çocuklar, dışarıda öldürülenler kadar tesir vermiyor olabilir belki.
Belki ben her gece siyaha boyadığım her şeyi gündüz rengarenk yapmışımdır.
Lakin artık yüzümü aynalarda ayırt edebiliyorum.
Herkes kadar utancım var.
Ve yaşadıkları, yaşattıklarından daha ufak kalmış biri,
Yıkılıyorken, bana çok benziyor.
En çok güldürenler, en çok ağlatanlara evriliyor.
Dokunduğum bir yere ağaçlar bir boy büyük geliyorsa şayet,
Ben , artık yarılanmalıyım.
Bu yaranın yarısı yarık,
Belki dibim tutuk, belki yanık.
Ama ben artık mutluluğa borçlanmak istemiyorum.
Düştüğüm bir yerden sarılıyorum.
Sarılıyorum.
Sarılıyorum.
Sıyrılıp doğruluyorum.
Yoruluyorum.
Bir şeyler parçalamaktan ve parçalanmaktan.
Misal edebiyattan
Misal atomdan
Misal yanlışlıkla çarpılan bir vazodan.
Hepsine takındığım tavır, beni birkaç milyonluk bir evliya yapmaya yetebilir.
Ve ben yine olmayan birine burada mısın deyip duracağım.
Hapşıran dünya dilinde,
Yaşattığımı yaşamak için yaşla yaşayacağım..

11 Şubat 2018 Pazar

Tecavüz Günlüğü - Tamer Dursun

Özlem Ekici

Türkiye’de tecavüz olayları ‘sessiz sedasız’ son on yılda yüzde 400 artış göstermiştir. Bu yüzden ‘tecavüz günlüğü’ şiiri sizi rahatsız etmek için yazılmıştır. Umarım amacına ulaşır.
***

bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne
şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur?

sıtmalı akşamlardan biriydi
yürüyordum sabıkalı kaldırımlarda
ilkin arkamda gürültülü adımlar duydum
korkacaktım vaktim olsaydı

evimi kim bu kadar uzağa koymuştu?
ya da ben neden bu kadar uzaklardaydım?
yağmur çiseliyordu
aylardan marttı
günü sorma bana anne
gölgeleri onlardan önce çöktü üstüme
üç kişilerdi
yok hayır
otuz kişilerdi
belki de
üçyüz…

bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne
şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur?

biri ağzımı kapattı
diğerleri beni sürüklediler çıkmaz bir sokağa
çantam düştü kolumdan
sonra hani ben çırpınıyordum ya
yaşamak gibi
zaman gibi
özgürlük gibi
isyan gibi
kolyemdeki sahte inciler döküldü yola
bir kedi bakıyordu gözlerime
gözlerim konuşmayı
bağırmayı
haykırmayı
çok istiyordu anne

elbisemi yırtarken onlar
minarede ezan sesi
‘bari ezan bitene kadar bekleyelim’ dedi
sapsarı dişleri olan
‘vakit yok’ dediler
vakit yoktu anne
ne yaşamaya
ne de ölmeye
karanlık hiç bu kadar siyah olmamıştı
ve
hiç bu kadar çaresiz kalmamıştım
çırpınıyordum
çırpındıkça
saksıdaki zambaklarım ölüyordu
vitrinlerde beğendiğim elbiseler
duvarda asılı diplomam
çeyiz sandığımda oyalı havlularım
sevdiğim oğlanın dudakları ölüyordu

bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne
şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur?

tecavüz edilirken
ağlamaz insan anne
tecavüz edilirken
kanamaz insan
yalvarmaz
acımaz
umut etmez insan anne
tecavüz edilirken
çocukken dinlediğin bir masal aklına gelir
bedende kocaman kıllı eller
bilekler sürgünde
dudağın kenarında bir kan çiçeği
soldu solacak
salyalar boyunda
salyalar göğüslerinde
salyalar saçlarında
salyalar anne salyalar…

tecavüz edilirken
çocukken dinlediğin bir masal aklına gelir
neydi o masalın sonu
onu düşünürsün
bir varmış bir yokmuşla başlıyordu
ama nasıl bitiyordu
hatırlayamazsın
her şeyi hatırlarsın
bir onu hatırlamazsın
tecavüz edilirken
insan en çok kendine sarılır anne
ben kendime sarıldım
‘ağlama’ dedim
ama
‘acımayacak’ diyemedim
‘geçecek’ diyemedim
acıdı
ve
geçmiyor anne

bacak aramda bir güvercin ölüsü var anne
şimdi bütün gökyüzü benim olsa nolur?

Tamer Dursun



Özlem Ekici, Personal Blogger Templates | Blog aa

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Bütün Hakları Saklıdır | Copyright © | 2016 - 2022