Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!
biseyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
biseyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2022 Cuma

Bi'şeyler #3: Adsız Duygular Ediniyorum

Özlem Ekici


    Duygularınızı nasıl anlatırsınız? Ben sanırım en çok bunu yazarak yapıyorum. Çağlar boyu da bunu yapmışlar deyip kendimi haklı çıkarmaya çalışıyorum. Adlandırmaktan korktuğum duygular içindeyim. Yaşamadığınız hislerin ne olduğunu bulmak en zoru kanımca, o yüzden olsa gerek adlandırmaktan geri duruyorum. Bir şeye ad vermek, onu sahiplenmek, kabullenmektir demişti Sema Kaygusuz. Ad vermediğim sürece yabancılar bana, bilinmiyorlar, bilmek istediğimden de emin değilim. 

    Mutluluk anlarda saklıdır, demişler ya kim dedi hatırlamıyorum falan ama kesinlikle haklı. Daha az mutsuz olmaya çalışmak da mottom olmasına rağmen bu bilinmeyen duygularla mutlu mu olmalıyım, mutsuz mu olmalıyım daha kesin bir karar verebilmiş değilim. 

    Yerimde olsa ne yapacağını düşündüğüm yazarlar var, Kafka mesela. Bilmediği bir duyguya karşı tepkisi ne olurdu? Bilmek için çırpınır mıydı yoksa varlığını kabul edip adlandırmadan yaşamanın tadını mı çıkarırdı. 

    Adsız duygular dedim ama hani tahminlerim yok değil, az çok bir şeyler tahmin ediyorum işte bu olabilir, şu olabilir, Aa belki de budur falan. Bilmek istediğimden emin olsam adını koyup kabulleneceğim, lakin metinsiz-adsız hisler diye kalmasını istiyorum. Bilinmemezlik belki de tadını çıkarmamda daha iyi bir aracıdır. 

Şiir yazmaya dönüyorum, sevgili okuyucu. Eskisi gibi şiirlere dalacağım, kitaplarıma sığınacağım. Adını bilmediğim duygularla yaşamanın tadını çıkaracağım. Belki cesaret ederim de adlarını koyup sahiplenmek isterim bu duyguları, ama şimdilik yaşayalım sadece. 

    Kimi insanlar, kimi izler bırakır hayatımızda. Kimileri de bir yolcu misali anlık da olsa dokunur yaşamlarımıza. Hisler her zaman dışa vurulduğu gibi değildir mesela, en saklı hislerimizi gözlerimiz ele verir. Bakma gözlerimin içine, ben utanırım. Gülmek bazen gizleme sanatlarımızdan biridir, ama belki de en saf duygunun dışa vurumudur. Bu kadar belkiler, amalar arasında bazı hisler var işte, adını koyamadığım ama bir parçam gibi hissettiğim. Onlarsız nasıl yaşadım ben şimdiye kadar diyebileceğim hisler bunlar. Tadını çıkarmalı bazı anların, duyguların. Mutluluğu yakalamışken uzatmalı o anı, mutsuzluklara daha az zaman bırakmalı. 


19 Kasım 2022 Cumartesi

Bi'şeyler #2: Evrensel Tabu

Özlem Ekici

    Merhabalar, geçtiğimiz hafta sonunda gittiğimiz bir sergiden sonra nedense bu konuda konuşmak istediğimi fark ettim. Tabu adında Çankaya Belediyesi bünyesinde Serdar Yörük'ün küratörlüğünde bir sergide düştüm bu fikirler havuzuna. Tabu, insan davranışlarının belli alanları ya da belli normlarla ilişkili olarak kutsal veya dokunulmaz olarak tanımlanmış oldukça güçlü sosyal yasaklara denir. Ben demedim, Vikinin yalancısıyım. :) Bazı tabular geçici, belli dönemler içinken bazıları süreklidir. Bazı kozmik ya da kutsal sayılan bölgeler, kimsenin yaklaşmaya cesaret edemediği yerler, bazı mezarlar gibidir. Toplumsal olarak tabuları olan bir milletiz, tabuların bu kadar geçmişimizden beri var olagelmesi benim hep ilgimi çekmiştir. 

Vikide de gördüğüm bir paragrafı aktarmak ve bunun üzerine düşünmenizi istiyorum. 

Evrensel bir tabu yoktur ancak tabu mekanizması her zaman aynıdır. Bazı nesneler, kişiler ya da bölgeler tamamen farklı bir ontolojik sisteme dahil olurlar ve bunlara dokunmak ontolojik düzlemde ölümcül sonuçlar doğuracak bir kırılmaya neden olur.

    Okuduktan sonra "Nasıl ya? Evrensel bir tabu yok mu cidden?" dediğimi duydunuz herhalde. Sergide de bu dikkatimi çekmişti. Evet toplum gereği birçok tabumuz var, birçok toplumda birçok ortak tabular var, kişisel olarak da insanların tabuları olabilir. Peki evrensel bir tabudan neden söz edemiyoruz? 

    Bazı tabu örnekleri kaygı ve uzaklaşma yaratan, tuhaf, uğursuz, gizemli olanların normal olanlardan ayrılarak tabu haline getirildiğini gösteriyor. Küçüklüğümden hatırladığım bir anı canlanıyor zihnimde, inanması güç ama çevresinden dolaşmak şöyle dursun gözlerimizi dikip bakmanın bile uğursuzluk getireceği atfedilen bir mezar vardı. Çok garipserdim, bakmak istediğimde gözlerimi kapatan elleriyle annemin bana kızması hala hatırımdadır. Bu mezara, kişiye ya da davranışlara bir aşağılanma değil elbette, tersine bir değer atfediliyor.

    Kutsal yasaklar, Türk halk kültüründe "Koruğ" sözcüğü ile karşılanıyormuş. Bu kelime "Kor" sözcüğünden türemiş ve korumak fiilinden gelmektedir. Türk halk inancında, Şamanizmde ve mitolojide sık sık rastlanan bu yasaklara Koru veya Korı da denir. Yapılması, dokunulması, gidilmesi, söylenmesi dinsel veya metafizik içerikli bir sonuca bağlanmış olan yasaklardır. 

    Size biraz da sergiden bahsetmek isterim. Sergide elbette aklımıza ilk gelen tabu örneklerini haliyle bulabildik. Çıplaklık, esaret, zıtlıklar vb. durumlar için yapılan eserler bir hayli güzeldi. Beklendiği şekilde kuş motifleri ve bağlanmışlık (bağnazlık) durumlarına örnek eserler de fazlacaydı. Bir de böyle beni çok etkileyen şaşırtan eserler vardı ki size onları tabi ki göstereceğim. 


"Aile Putsaldır" adlı bu çalışma sergide en çok etkilendiğim eserdi sanırım. Bir aile içinde bile tabulardan söz edebiliyoruz. İnsanın olduğu her yerde tabu var demek geliyor içimden. 


Peki ya zıtlıklar? Görünen veya görünmeyenin arkasında gizlenenler? Tabuların kendi aralarındaki ilişkilere dair uzun çalışmalar yapılmıştı, bu konuda ünlü çalışmalar da var. Freud okumadıysanız bile tabuların bilinçaltı ile ilişkisi için yaptığı çalışmaları duymuşsunuzdur. Freud tabuların bilimsel bir analizini yapmış ve bu tür yasaklara karşı güçlü bilinçaltı güdülerle hareket edildiğini ortaya çıkarmıştır.

Tabular bizim gelecek nesillere bıraktığımız birer miras olabilir mi? Geçmişten günümüze birçok tabu yaşadığımız müddetçe bize eşlik ediyor. Mirasımızı düşündüğümüzde tabuların da içinde olması beni biraz ürkütüyor. Her tabu kötü anlamda olmak zorunda değil elbette. Lakin bir fikri dayatmak gibi değil mi, tabuyu aktarmak da?

    Anne karnındayken başlıyor bazı tabularımız. Biz daha doğmadan karşılaşılan tabuları düşündünüz mü? Doğumunuzla birlikte karşı karşıya kalınan tabuları? İnsan yaşamının başlangıcını ifade eden ve ilk geçiş dönemi olan doğuma, kutsallık atfeden pek çok inanış ve pratik bulunmaktadır.  Bu inanış ve pratikleri şekillendiren en önemli unsurlar toplumun kültürel, sosyal, tarihî, dinî birikimleri ve değer yargılarıdır. Bu değer yargıları doğrultusunda doğumla ilgili bazı inanışlar ve pratikler tabulaşırken bazıları da devam ettirilmesi için desteklenmektedir. Doğum bu şekilde korunup gelecek nesillere sağlıklı bir şekilde aktarılabilmektedir.
    Türk kültüründe ise doğum tabuları yalnızca hamilelikle başlamıyor. Toplum içinde kadın henüz bir çocukken bile çocuğu olmayabileceği hatırlatılarak sıklıkla ayağını sıcak tutması, soğuk yerlere basmaması konusunda uyarılır. Bu durum bile doğuma ne kadar değer verildiği ve bununla ilgili tabuların henüz kişinin çocukluk döneminde ortaya çıktığını gösteriyor.


    Tabu deriz de kadınlara değinmeden olur mu? Kaç yaşından başlıyoruz bu tabularla yaşamaya? Markette erkek kasiyerlerle "ıhhı ıhı ıhı ped aldım ama napim lazım" bakışmalarımızı kim yapmadı ki? 


    Peki ya anılarımız tabu olabilir mi? Yaşadıklarımızın bir süre sonra bizim saklı topraklarımız olduğu durumlar elbette var. Bir daha yaşamamak adına çizilen sınırlar da tabu olabiliyor. Geçmiş geleceğimize tabu olarak devam edebiliyor. 

    Taassup yani bağnazlık nedir? Bir düşünceye, bir inanışa aşırı ölçüde bağlanıp ondan başkasını düşünememe durumu denebilir, bir nevi fanatiklik de denebilir. Ölümüne savunanlar, kesin inançlılar da bu gruba dahildir. Kesin İnançlılar deyip Eric Hoffer'a da selam çaktığımıza göre artık devam edebiliriz. 

"Mecruh" adlı bu çalışma da diğer en sevdiğim eserdi sanırım. Kelime anlamı "yaralanmış" olması ve parçalar içinde ufak notlar halinde aksettirilmesi beni en çok etkileyen kısımdı. 


    Sergide beğendiğim ve etkilerini size yansıtmaya çalıştığım eserler bunlardı ama sergi sonunda aklımda tek bir soru vardı. "Evrensel bir tabudan neden söz edemiyoruz?" Evrensel tabu yoktur tezine ilk verdiğim karşıtlık "Ensest"di. Sergide de buna bir atıf göremedim ve kesinlikle bu koca sorudan daha büyük bir merak bıraktı ardında, "Acaba ensest konusu sanatta nasıl karşımıza çıkıyor?" Tabi ki hemen araştıran parmak uçlarıma güvenerek girdiğim bu yolda birkaç görsel sanat eserinden başka örnek bulamadım. Belki de benim beceriksizliğimdir diyerek İngilizce aramalara, literatür taramalarına da giriştim. Tatmin olmamış olacağım ki hala buraya yazıyorum, biri beni aydınlatsın! Kafamda kurmaya devam ettiğimde "Acaba bu öyle bir TABU ki sanatta da resimde de yazında da kendinden bahsedilmeyecek kadar uç bir örnek mi" diye de sormadan edemedim. Tabi bulamadığım görsel eserler ve yazılı basın öyle ki beni buna itiyor. 

    Görsel sanatlarda aradığımda tabi ki Kral Oidipus Mitine ve Lut Kavmine ilişkin görseller bulmak mümkün. Ama nedense bu ikisi dışında çok ama çok az çalışma var olacak ki ben onlara bu internet çağında hala ulaşamıyorum. Ben tatmin olacak yanıtlar alamadım, yeni dillerde aramaların gücüne inanıp devam ediyorum lakin şimdilik tünelin ucunda ışık görünmüyor. 


Sizde de soru işaretleri yaktığımı düşünüyorum, fikirlerinizi merakla bekliyorum. 


22 Ekim 2022 Cumartesi

Bi'şeyler #1 : İlk Yazı, İlk Tura

Özlem Ekici

 Uzun bir süredir yazmayınca eksik hissettiğimi anlamam üzerine ve son girişimim olan podcastlere devam edemiyor oluşumdan buraya artık daha gündelik yazılar girmeyi uygun buldum. Podcastlere devam edemiyorum çünkü kısıtlı bir internet erişimim var ve bu durumda yayını hazırlamak şöyle dursun yükleyemiyorum bile. 

Okul son zamanlarda fazlaca vaktimi alıyor lakin bu yoğunluk iyi, bu yoğunluk bana çok iyi geliyor. Kitap okumaya pek vaktim kalmasa da ağır ağır birkaç kitabı sıraya alıp başlıyorum. Günün çoğunu okulda geçirmek insanı bir süre sonra yoruyor ama neden bunu çekilebilir hale getirmeyeyim ki? 

Spora verdiğim ara sebebiyle de biraz mental olarak depresif olsam da hayatın güzel yönlerine odaklanmaya çalışıyorum. Aktif bir iş yaratma konusunda üstüme tanımadığımdan yeni bir proje seçip onu geliştirmeye çalışacağım sanırım. Gelsin matrix kodları, aksın yeşil yeşil :)

Fotoğraf çekilecek havalardayız, Ankara'da sonbahar pek güzel. Bir boş anım olsa da kampüsü turlasam dediğim halde bir türlü o vakti bulamıyorum. 

Evde ilkel çağlardan esintilerle yaşıyorum, internet minimum düzeyde, telefon ve televizyon da aynı şekilde derken çalışmak ve üretmek için daha iyi bir fırsat bulunmazdı herhalde :)

Bu ilk yazı, ilk tura derken aslında bu sıralar olasılık teorisine takılmış durumdayım. Programlama dersim sayesinde olasılık teorisi ve uygulamalarına ayrıca ilgi duymaya başladım. Gelecek günlerde bu konuda yazmayı planlıyorum. Kitap hakkında bir inceleme veya bir fizikpedia yazısı gelebilir belki, kim bilir :) Hazır nobel fizik ödülü falan da verilmişken kısa bir giriş konuşması hazırlayabilirim sanırım.



Özlem Ekici, Personal Blogger Templates | Blog aa

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Bütün Hakları Saklıdır | Copyright © | 2016 - 2022