Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!
Şiirimsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Şiirimsi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2022 Cuma

Hangi Parçama Hangi Eşsin?

Özlem Ekici



Karanlıktım, koyuluğunda kaybolduğum

sığ bir deniz uzanıyordu içimde

Solan çiçeklerimin üzerinde bir kül

Savrukluğu tüm cihana dair

Bir gece bir kıvılcım düştü göğüme

O parıltıya koştum önce

Parıltı büyüdü, aydınlattı tüm göğü

Bir çiçek tomurcuklandı dalımda, sen gelince

Sonra bir ormana umut oldun gönlümde

Duvarlarımda sarmaşıklar, çiçekler rengarenk

Bir ses titretiyor dalları inceden, 

aşkın en berrak tonu bu göldeki


kimse bakmadı sen gibi bana

kimse uzanmadı ellerime, yaralarıma

parmak uçların kırmaktan korkarcasına tenimde beliren minik kıvılcımlar gibi

bir koku duydum, boynunun en saklı köşesinde

göğsünün inip kalkışlarına ilmekledim nefesimi

bir güvercinin göğsünde geldim kondum sana

kollarının arasına yerim dedim, sığındım

güldüğünde oluşan çukurlara bıraktım gülüşlerimi

sevdim, belki de tek yapabildiğim buydu


bazen kayıp parçalarını ararmış insanlar

ben aramazdım, bu kadar parçama hangi eş

Nereden, nasıl olsun da gelip yerleşsin tam ortasına

Olabilirmiş, rüya değilmiş bu masallarda anlatılan

İnsan şaşar kalırmış öylece

Solan çiçekleri döker, yeni tomurcuklar ekermiş

Kopan dallar yeni sürgünler verirmiş

En sığ denizler dağılır, kurulurmuş yemyeşil ormanlar

İçi titrermiş bir çift dudaktan çıkan bir sedaya

Yürekten yüreğe usul usul çizilirmiş o yol

Bir çift el en güçlü yapabilirmiş seni

O içine düşüp durduğun kuyuyu kapatıp en mavi resmi çizermişsin oraya

En çok da severmiş bir insan, böylesine, delicesine

İlmeklediğim nefesimi tuttuğum yerden dokudum hayallerimi

Kokun, nefes, eller ve bir parça yürek sızım

Hepsi de eksik parçaları ruhumun

Tam orta yerinde, yerlerinde.


11 Temmuz 2021 Pazar

Küser Mi Çocuk Gözlerin

Özlem Ekici


Düştüğümü sandığım yerden tuttun sen elimi
Bıraksam. 
Küser mi çocuk gözlerin
O huzur kokulu bakışlarının önüne iner mi tülden perdeler
Bıraksam sırtın mı olur baktıkça inandığım manzaram
Düştüğüm gecenin karanlığını aydınlatan gözlerin bakar mı bir daha öyle ışıl ışıl
Anlattığıma büyür mü öfken
Tutunsam yine de o ellere göz kırpar mı yarınlar bize
Eksik dediğim şeyi bulup doldurabilir mi ellerimizin boşluğunu doldurduğu gibi
Gecenin sabahında kalbimle dilimin iki ayrı insana koştuğu gibi
Koşar mıyız yarının bilinmez yoluna
Sevebilir miyim seni senin istediğin gibi
Tek kalmaktan korkan ben 
Tek bırakmak istemeyen sen
Korkuma mı yürümeliyim büyümek için
Çocuk mu kalmalıyım senin sevginle
Eksik kaldığını söyleyenlerin tamamlanışını gördüm geçmişte
Senin bütün olacağın da ben miyim sahi
Tanrılar kıskandıkları zamanları hatırlayıp tükürüyorlar yüzüme
Belki de bu sefer esaslı bir küfürle kırıp atıyorlar benliğime ait tüm ahitleri
Paylaştıramıyorum işte bir yüreği iki kişiye
Veremiyorum dikkatimi anıları silip de an'a
Sahi niye ben
Doğmayan kaç güne sebep oldum
Sevinilemeyen kaç müjdeye sebep
Verilemeyen ilgiye duvar olup durdum
Her yaklaştığında çarpıp durdun senden öncesinin duvarlarına
Bu kadar mı albenili içime kurduğum ülke
En derinimdeyken nasıl derinlerimdeki nardan senin değil de
Başkasının adını akıttım ben
Şimdi utanıp tüm bunlardan 
Bıraksam elini...
Gidişini izlesem
Önceki gidişleri izlediğim gibi
Otursam kendimin tam ortasına
Duymasam
Koklamasam 
Görmesem 
Hissetmesem
Nefes bile almadan öyle gidişinin tanığı olsam
Kendi kendime kızıp bir barona müşteri olsam
Unuttuğum her zevki köşe başı bir kuytuda parası neyse verip alsam
Temiz kaldığım günlerin beyazını damarımdan çıkan şırınganın sarısına bulasam
Unutsam kafamı dayayıp kaldığım her hangi bir b*k kuyusunun yanında dünü 
Acır mı içim 
Utanır mı yüzüm
Durur mu kalbim
Ağlar mı gözlerim
Bir tanrının p*çi olan aşk
Vurur mu yüzüme peyda olduğu yatak kadar kirlendiğini
Bıraksam elini.
Gözümün içine bakarken sen
Göz bebeklerinde içimde insan kalan her zerrenin idamını izlesem 
Sokaktan geçen bir adamın gelecek nesillerini içimde biriktirsem 
Kendime ait olmayan gelecekler büyütsem içimde
Başlayamadık ki dediğin yerde
Bitirmenin o lekesi olan noktayı koysam tam ortamıza
Utanır mıyım yapamadıklarımdan
Utanır mıyım yaptıklarımdan
Utanır mıyım yaptırmadıklarımdan
Tanrıların günahı olan bir duyguyla kalabilir miyim tekken
Yazdıklarımı, sildiklerimi, yaktıklarımı
Okusam arkandan cennetimin ilahisi gibi
Huzuru hisseder misin içinde
Şimdi
Şu an
Hazır ay bir bulutun arkasına saklanmış bu lanete şahit olamıyorken
Bıraksam elini...
Kimsenin eline uzanmayacağımın yeminini ederken 
Bıraksam ve sen kalırken kendimin ortasına yerleşip 
Tüm duyularımı benden bir fersah uzağa ötelesem
Acıtmasam canını
Bunaltmasam o coşkulu ruhunu
Kaybolsam kendi içimde
Karşılaşmasam kendimle bile
Tanrıların kıskanırken üstüme fırlattığı lanetlerin ortasında kalsam
Her laneti hak ettim deyip boynuma sarsam
Ve sen gitsen
Görmesem
Duymasam
Kokusunu alamasam
Hissedemesem
Hissiz bir gidişin öznesi olup 
Sadece kalsam
Bıraktığım yerde.

Kavakların Arasında

Özlem Ekici


Bir sıra kavağın arasında sahtekâr bir yağmur ferahlığıyla yürüdüm önümdeki sahile.
Kimse dur demedi.
Durmadım ben de.
Boşluklarımı kesiklerle yamadığımdan beri bir garip hafiflik var içimde
Ardımdan bakanlara bakmadan yürüdüm önümdeki sahile
Bir çevirsem başımı biliyordum vazgeçeceğim suya kavuşmaktan
Adımlarıma isim verdim, elimi değdirdiğim ağaçlara isim verdim
Ama unuttum elimi çeker çekmez, adımımı atar atmaz
Unutmak gerekiyordu
Unutuluyordu her şey
Küskünlüklerimi ardımdakilere emanet edip hafifliğimi giymiştim epeydir
Bir yosun kokusu peyda oldu her adımımda
Bir yosun kokusu bir masal anlattı burnumdan beynime
Doğa konuşuyordu
İçimi rahatlatan ne varsa burnumdan ve kulağımdan beynime geçiyordu
Gözlerimi kapattım sonunda
Görülmesi gereken ne yeşildi ne de mavi
İçimdeki aydınlığı gördüm
Durdum
Durmamam gerekti
Ama durdum
Ardımdan ıslık sesleri gölgeliyordu aydınlığımı
Daha sıkı yumdum gözlerimi
Aydınlığımda bir gölge dans ediyordu
Yüzü bana dönmedi hiç ama tanıdım gölgenin sahibini
Gerçekten bu kadar güzel dans ediyor muydu dedim içimden
Bir garip ferahlık düştü önüme
İçimden bir şeylerin çıktığını hissettim
Gölgeye eşlik etti adımlarım
Yosun bir zeminde kaymadan atıyorduk ritmik adımlarımızı oradan oraya
Yüzünü yine de dönmedi karşımdaki gölge
Yokmuşum gibi sergiledi tüm figürlerini
Gerçekte de böyle olmamış mıydı dedim kendi kendime
Kendi halinde dans eden gölgeye özlemin dansını göstermek istedim
Gösterdim
Görmedi
Nasıl da istemiştim ela gözlerine bakışta bir aptal tebessümle izlemesini
İzlemedi
İzlemeyecekti
İçimden çıkanlar tekrar içime yerleşti
Ve gölge tek başına dans etmeye devam etti
Dans etti
Dans etti
Dans etti
Ve müzik bitti
Sanki bunu beklermişçesine aydınlığın içinde dağıldı
Aydınlığın kör edebildiğini gölge gidince fark ettim
Kör oldum
Siz hiç ruhunuza kör oldunuz mu?
Sağır?
Dilsiz?
Beni görmeyen bir gölgeye döndüm kendi içimde
Hangi müziği çalmak gerek unutamadığınız bir gölgenin hiç bilmediğiniz dansını izlemek için
Bir yosun masalında kaymadan dans eden bir gölgeyi kör olmuş ruhum içimde
Yoktu
Açtım gözlerimi
Önümde mavi vardı
Üstümü yeşil kavaklar kaplıyordu
Kulağımda sahtekâr bir yağmur sesi
Ve ardımdakiler ıslıklarını salıyorlardı
Dönmemem gerekti
Dönmedim
Yürümem gerekti yürümedim
İçimde çoktan kaybolmuş bir gölgeyi aramak için durdum
Durduğum yerde gölgeleşiyordum
Ve bir sahtekâr yağmur sesine atlayıp kayboldum.



18 Mart 2020 Çarşamba

Bir Gidiş Lazım Bana

Özlem Ekici

Şimdi ölsem mesela
Hemen şimdi şu kanepede
Sağımda bitmemiş bir sigara
Yanında da soğumamış bir kahveyle
Ölsem öyle durup dururken
Ne olurdu sahi kaybettiğim
Biter miydim?
Gider miydim?
Ölümümü söylese birileri birilerine
Gidivermiş durup dururken diye
Kınayan olur muydu?
Dalgaya vuran
Hızını alamamış diyen olur muydu ya da
Güzel midir uyanmadan uyumak
Ya da rahat mıdır hiç kıpırdamadan boylu boyunca uzanmak?
Şimdi ölsem şurada
Daha soğumamış kahvemin hemen solunda
Kapatsam gözümü
Dürtseler de açmasam
Olur mu bir eksiklik,
Yanar mı düştüğü yerde ateş?
Su olup serpilir mi yüreklere kendi isteğimle gitmem
Ben zaten hep gitmez miyim zaten
Kafamın estiği yere
Belki bir daha dönmemek üzere
Belki anlaşılmaz bile ölümüm
Yine gitmiştir bir yerlere denir arkamdan
Uyuduğum gibi kalırım orada
İçimde et de yok kokmam da konu komşuya
Oturduğum koltukta
Daha bitmemiş sigaramın solunda başlarım çürümeye
Sahi ne renk görünür dünya giderayak
Her yerden bir gidişim oldu
Ama dünyadan gitmemiştim hiç
Her gidişimde yaptığımı mı yaparım
Bu da bitti e hadi der miyim kaparken gözümü
Ne yaparım sahi giderken
Bir gidiş lazım bana
Buralardan oralara değil
Bir yerden bir yere de olmamalı tanımı
Bir gidişim olmalı kahve ve sigara hazır dumanlıyken
Oturduğum yerden kalkmadan gitmeliyim
Yine kimseye söylemeden
Yine kimseyle görüşmeden
Sessiz sedasız
Kendi içimde davullu zurnalı
Dumanı burnunda tüten bir yolcu gibi
Nikotine doymuşken
Kafeine doymuşken bir gidişim olmalı
Kalkmadan konuşmadan yola bile bakmadan bir gidişim olmalı.

4 Temmuz 2018 Çarşamba

Kırkıncı Yıl

Özlem Ekici

Biraz önce garip bir fırtınayla tanıştım.
Damlaların o çıplak telaşına sıkıştım,
Bırakınca kendimi rüzgarlara karıştım.
“Korkma” dedi bir tok ses:
“Yıldırım bu güzelim, o seni hiç sevemez;
Düştüyse sana bir kez, bir kez daha gelemez.”
Bekledim dört iş günü, düşmesin diye bana
Hatırlamam hiç dünü, sanırım buydu hata.
Beklemedi ise sabırsızlığıma verin
Vermeyecekseniz eğer, ömrümden biraz alın
Kafamda tek bir soru:
Bu
Kaçıncı
Yıldırım?

Ah!

Sanki göbek bağım senin saç tellerin,
Ve beni boğacak
Gözlerin. Kirpiklerin. Ellerin.
Bak bu beni boğduğun bir kaşık berrak su
Bak bu beni gömdüğün toprağın bir avucu
Varsa alayım komşu, bir tutamcık nefesin
Rabb’im yaratmayı yalnızca sen bilirsin
Yarat beni yeniden, n’olur, aha şimdi şurada!
Sana söz bak bu sefer, saçlarımı kesmeyeceğim.

Bir, çok kişidir; bilirim
Burcu gece balıktır, öğlen yay, sabah oğlak.
Bazen bir orman olur, bazen de tek bir yaprak.
Ama her zaman (HER ZAMAN!) tam bir salak!
Bazı dünde kalır, bazı ertesine günde
Biliyorum ki asla, şimdi’yi bulamayacak.

Beni affedin dostlar, bugün bir fincan kırdım.
Ellerim kanamadı, yüreğimse yaralı.
Yarama onu aldım, nefesimi bıraktım.
Nefesim beni aldı, kaderime bıraktı.
Kaderimse yazılı: bir karınca duası;
Bu yüzden taşırım derdimin kırk katını.
Kırk gün kırk gece geçmez, hiç beklemez sabahı.
Ben öldüğüm zaman, mezarıma gelmeyin
Çiçeklerim plastik, onları hiç kesmeyin.
Kesmeyin.
Makasınız paslı.
Kesmeyin.
Gözleriniz puslu.
Kesmeyin.
Size söz, ben de saçlarımı kesmeyeceğim.
-Bu sefer-
Keseceğim tek yerim:
Bileklerim.



Bizi facebook üzerinden de takip edebilirsiniz, şuradan tık.

22 Mayıs 2018 Salı

Anne, Delireceğim!

Özlem Ekici

Anne, eski bir şiir zihnimi kemiriyor;
Şu anda pek çekilmez bir haldeyim
Çilek reçeli yaptım sana; iyi ki hayattayım bence.
Bana şiir okuyan adamlar çekiyor ruhum,
Özge Dirik mi daha mutsuz, ben mi bilmiyorum.
İstediğim şey artık anlaşılmak değil;
Fark edin nefes almadığımı da, gideyim artık.

Tanrı beni yaratıp, bir kenarda unutmuş olmalı
Babam beni soruyor, oysa henüz doğmamışım.
Dilerim her Aralık kaza geçireyim ama hiç ciddi bir yara almayayım
Ben değil, içimdeki kadınlar ölsün;
Herkes sırası geldiğinde susar çünkü.
Karanlık hazlar yaşar gibi saklanıyorum
Bu deri beni tutuyor, savaşlardan koruyor.
İçimden al şu zalim kadını ve göğüslerini.
Bir zamanlar dua ederdim, son gecemde yine edeceğim
Altımdaki toprak gidiyor, ben her seferinde nasıl kalıyorum bilmiyorum..

Kadınlar ağladıktan sonra doğurganlıkları artar
Herkes benim günahımın acısını çekiyor, bense kızımınkini.
Ben de olsam, benim gibi bir kadından alırdım ilk yaramı.
Çok güzel uyuyordu, bir daha uyanmayacak gibi
Bir bebek ancak böyle kucaklanabilir.
İçimde devrim gibi şeyler mırıldanan bir çocuk var;
Çok acı çekmiştir, keşke beni hiç tanımasaydı.
Ana haberlerde yüzü, göğsümü acıtıyor.
Son kadın özgürleşene kadar, ülkem özgür olmayacak.

Bir sabah varlığımın acısıyla uyanmak öldürücü darbem olabilir
Toplumun kusurları iç organlarıma yayılıyor,
İki elimi saçlarıma götürüp kadınlığımla gurur duyuyorum
O eller bir asır oradan ayrılmıyor sonra.

Ezberlenmiş cümlelerim var diyorum, kızım şair olmuş diyorsun..
Duvara çarpa çarpa parçalandı yüzüm,
Anneliğin cezasını en çok Tanrı duysun.
Sen çok güzelsin, İstanbul'da olmamalısın
Uyan, çünkü bir yerlerde sabah oldu
Şimdi tüm şehir bu odada; yasasız, yargısız bizimle.
Beni de öpseler bir kere, anlatacağım;
Bu kentte dekoltenin tehlikesi yok.

Sen bir sanatsın
Ama ülkende kimse okuma yazma bilmiyor
Bense yine ilk defa aşık oluyorum,
İyileşmek için çok yerinde bir sebep.
Tanrı şahit, annem şahit çok yorgunum.
Herkes uyurken işledim tüm suçlarımı,
Kötü şeyler görmeyeyim diye çıkmıyorum yataktan.
Öpüşmemiz rejim değişikliği getirecek
Ve herkes uyurken yargılanacağım.
Ama sen gözlerini açabilirsin
Türkiye'yi sevmeyi anlat birilerine..
Hep çocuk kalacağım, hepinize pembe balonlar diliyorum
İnsana yabancıydım, farkına varmam yirmi yılımı aldı
Hiç terk etmediğim anne karnını özlüyorum.

Çocukken kafamın içinde tutsak olduğumu düşünürdüm
Kimsem yoktu,
Çok alkol içtim, bir o kadar da aldım yanıma
Bir daha ağlamam sandım, gözlerime sarıldım.
Sanırım adımı soruyorsun,
Ama ben tarihte yazmayan kadınlardanım.
Gözümün rengini çalma, kalsın öznemde.
Dil hiçbir şeye yeterli gelmiyor,
Ben bu gözlerden kim, nerede, nasıl kurtuldum
Yirmi yılımı bana bağışla artık.
Bir daha babamın elimi tutmasına izin vermeyeceğim,
Zaten eskisi kadar güzel de değilim ben.
Birilerinin çiçeğini sulamaya ihtiyacım var
Tanrı'm yakınıma yeni bir toprak düşür,
Hepsi bu kadar!

Anne, durmadan yazıyorum, delireceğim.
İnsanlığın kökünü kazıyacak silahı üretiyorum şiirlerimle.
Şunu bilmeni istiyorum;
Eğer biri beni kurtarsın isteseydim, eve dönerdim
Ama daha büyük bir hatam olsun istemedim.
Türkiye haritası çizerim uzak yerler özleyince,
Sokak kadını düşünmüyor ama kadın sokağı hep düşünüyor..
Tekrar eden dizeler sevindirir beni.
Tanıdık bir yüz isterim zihnim yok olurken
Milyonlara bölsün kalbimi, mutsuzlara dağıtsın;
Bir mezar taşı hepimize yetmez.
 
 
 
Not: Bu şiir Mâsiva dergisinde yayımlanmıştır.

6 Mart 2018 Salı

O Sizden Gittiğinde

Özlem Ekici

Tam göğsünüzün ortasında bir yeriniz acıyacak,
Evinizin sizi içine sığdıramayacak kadar dar olduğunu fark edeceksiniz.
Sokağa fırlayacaksınız ardından
Sokaklar da dar gelecek,
Tıpkı vücudunuzun yüreğinize dar geldiği gibi.
Ne denizin mavisi açacak içinizi, ne de pırıl pırıl Gökyüzü...
Kendinizi taşıyamayacak kadar çok büyüyecek, 
bir yandan da kaybolacak kadar küçüleceksiniz.
Birileri size bir şeyler anlatacak durmadan,
"Önemli olan sağlık"...
"Yaşamak güzel"...
"Boşver, herşey unutulur"...
Siz hiçbirini duymayacaksınız.
Gözyaşlarınızdan etrafı göremez hale geleceksiniz.
O'ndan ölmesini isteyecek kadar nefret edecek, 
az sonra kollarında ölmek isteyecek kadar çok seveceksiniz.
Hep O'ndan bahsetmek isteyeceksiniz.
"Ölüme çare bulundu" ya da 
"Yarın kıyamet kopacakmış" deseler başınızı kaldırıp "Ne dedin?" diye sormayacaksınız.
Yalnız kalmak isteyeceksiniz,
Hem de kalabalıklar arasında kaybolmak.
İkisi de yetmeyecek.
Geçmişi düşüneceksiniz. Neredeyse dakika dakika... Ama kötüleri atlayarak.
O'nunla geçtiğiniz yerlerden geçmek isteyeceksiniz.
Gittiğiniz yerlere gitmek.
Bu size hiç iyi gelmeyecek. Ama bile bile yapacaksınız.
Biri size içinizdeki acıyı söküp atabileceğini söylese, kaçacaksınız. 
Aslında kurtulmak istediğiniz halde, o acıyı yaşamak isteyeceksiniz.
Aksini iddia edenlerden nefret edeceksiniz.
Herkesi O'na benzetip,
Kimseyi O'nun yerine koymayacaksınız.
Hiçbir şey oyalamayacak sizi.
İlaçlara sığınacaksınız. 
Birkaç saat kafanızı bulandıran ama asla O'nu unutturmayan. 
Sadece bir müddet buzlu camın arkasından seyrettiren...
Bütün şarkılar sizin için yazılmış gibi gelecek.
Boğazınız düğümlenecek, dinleyemeyeceksiniz.
Uyumak zor, uyanmak kolay olacak.
Sabahı iple çekeceksiniz. 
Bazen de "Hiç güneş doğmasa" diyeceksiniz.
Ne geceler rahatlatacak sizi ne gündüzler...
Ölmeyi isteyip, ölmeyeceksiniz.
Belki çivi çiviyi söker diye can havliyle önünüze çıkana sarılmak isteyeceksiniz. 
Nafile... Düşüncesi bile tahammül edilemez gelecek.
Rüyalar göreceksiniz, gerçek olmasını istediğiniz.
Her sıçrayarak uyandığınızda O'nun adını söylediğinizi fark edeceksiniz.
Telefonun çalmasını bekleyeceksiniz. Aramayacağını bile bile...
Her çaldığında yüreğiniz ağzınıza gelecek. 
Ağlamaklı konuşacaksınız arayanlarla.
Yüreğiniz burkulacak.
Canınız yanacak.
Bir daha sevmemeye yemin edeceksiniz.
Hayata dair hiçbir şey yapmak gelmeyecek içinizden.
O'nun sesini bir kez daha duymak için yanıp tutuşacaksınız.
Defalarca aradığı günlerin kıymetini bilmediğiniz için kendinizden nefret edeceksiniz.
Yaşadığınız yeri terk etmek isteyeceksiniz. 
O'nunla hiçbir anınızın olmadığı bir yerlere gidip yerleşmek...
Ama bir umut... 
O'nunla bir gün bir yerlerde karşılaşma umudu... 
Bir umut sizi gitmekten alıkoyacak.
Gelgitler arasında yaşayacaksınız.
Buna yaşamak denirse...

26 Şubat 2018 Pazartesi

Hapşıran Dünya Dilinde

Özlem Ekici

Okuduğum ve sonu olmayan çoğu kitaba göre, hep aynı şeyler olur.
Her sabah hiçbir şey olmamış gibi hiçbir şey yaşanmamış gibi itinayla ölünüp,
Periyodik bir yalnızlık tekrar edip durur.
-Burada geçici hüzünlerden bahsetmek icap eder-
Hiç olmayan bir şey ve kendini öldürmek pahasına, yaşatılan her şeyin suyu kesilir.
Sulanmaz artık hiçbir bitki, gözü varken insanın,
Hele ki doluyorsa.
Hiç olmayan bir şeyin olması da
Güneş filan da umrumda değil .
Anlam yitiren her şeyi gün doğumuna ertelemeye devam edeceğim işte.
Durduğum her yerden bir otobüs kalkar, 
ki her otobüsün birkaç hüznü içinde barındırdığından habersizim o sıralar.
Adım anons edilecek ve pişman olacağım tekrar.
Gün batacak ve yaklaşık yarım gün kendime gelemeyeceğim.
Biliyorum bu yorgunluğun ilkel bir açıklaması var.
Anlamını yeni yeni kazanmış her şeye, çıkarıp kendi anlamımdan eklemiş de olabilirim.
Olmayayım ama olmamalıyım.
İçimde kendini boğan çocuklar, dışarıda öldürülenler kadar tesir vermiyor olabilir belki.
Belki ben her gece siyaha boyadığım her şeyi gündüz rengarenk yapmışımdır.
Lakin artık yüzümü aynalarda ayırt edebiliyorum.
Herkes kadar utancım var.
Ve yaşadıkları, yaşattıklarından daha ufak kalmış biri,
Yıkılıyorken, bana çok benziyor.
En çok güldürenler, en çok ağlatanlara evriliyor.
Dokunduğum bir yere ağaçlar bir boy büyük geliyorsa şayet,
Ben , artık yarılanmalıyım.
Bu yaranın yarısı yarık,
Belki dibim tutuk, belki yanık.
Ama ben artık mutluluğa borçlanmak istemiyorum.
Düştüğüm bir yerden sarılıyorum.
Sarılıyorum.
Sarılıyorum.
Sıyrılıp doğruluyorum.
Yoruluyorum.
Bir şeyler parçalamaktan ve parçalanmaktan.
Misal edebiyattan
Misal atomdan
Misal yanlışlıkla çarpılan bir vazodan.
Hepsine takındığım tavır, beni birkaç milyonluk bir evliya yapmaya yetebilir.
Ve ben yine olmayan birine burada mısın deyip duracağım.
Hapşıran dünya dilinde,
Yaşattığımı yaşamak için yaşla yaşayacağım..

19 Kasım 2017 Pazar

Annem, Saçları ve Kalbim

Özlem Ekici

Sen şiir okumaya başlıyorsun dünya yıkılıyor,
Acelesi yokmuş gibi kuşların daha yavaş kanatları..
Belki de havada asılı duruyorlar iplerine bulutların
Kim bilir ?

Hasret bir yara değil bir yangındır sevgilim
Keşke bir çeşme olsa dayasam ağzımı sen aklıma gelince
Bir yağmur yağsa yahut.. içimin yangını sönse..

Kadın dediğin kibrit kutusundan evler yapar derdi annem
Yatağın cennet olacaksa çiçeklerinde onun eli nevresimlerin
Cehennem uykular uyursan ateşi yakan eller yine o.
Üç buğdayla üç ay geçer, hem iyi doyarsın, hem eksiği olmaz sofranın

Sonra, merak etmiş bulunurdum -
“anne” derdim “peki ya adam dediğin”
Annem alnını dayayıp ocağın yanındaki duvara
Önce babasını düşünürdü
- kolunu kanadını kırdığı günleri babasının
Sonra babamı düşünürdü
- kolunu kanadını kırdığı günleri babamın..

Sen şiir okuyorsun dünya yıkılıyor
Yenisini kuruyor şefkatli iki el…

Sen şiir okuyorsun,
herkes,
her şey..
iyileşiyor..

Annem, saçları ve benim kırılmış kalbim.

27 Ekim 2017 Cuma

YOKSUN

Özlem Ekici

Senden sonrası muazzam bir kara delik.
Bu günler de geçer biliyorsun, ne geçmedi ki.
Yıllarım bile utanıyor artık yüzümün karşısında
Ne çok ağladım ne çok güldüm, hep aynı yere vardım.

Dünyanın geri kalmış tüm toprak parçalarına çiçekler ekiyorsun
Tüm dünya buna karşı üstelik, çok savaşıyor, çok yeniliyor!
Ama hep sen kazanıyorsun, hepimize karşı.

Şiir senin ellerinden sonra şiir oluyor,
Bazı şarkıları sen söylemesen biraz eksik.
Üzülsen siyah kurdele yağıyor gökten, hepimiz için yas
Sevinsen zafer bayraklarını çekiyoruz içimizin göklerine
Adın, adın gibi bembeyaz bir güne uyanıyoruz.

Sen yoksun.

Sana rastlayan kim şair değildir artık,
Adını bir kez söylediyse yeter.
Yüzüne bakmış hiç kimse görmedim diyemez
Dünyanın güzelliklerini.

Kış olsa dahi
Kiraz çiçekleri açıyor nefes aldığın şehirlerde.
Geçtiğin yolların asfaltlarından yükseliyor
O keyifli eski zaman şarkıları.
Tamam diyorum, şuraya basmış geçerken
Toprak orada kendinden utanıyor çünkü
Çünkü otuz altı numara bir çiçek bahçesi orası.

Sen,

Yoksun.


14 Ekim 2017 Cumartesi

Cehennem Zihnimde

Özlem Ekici

Evren kadar eski bir yarayım,
Dünya uçsuz bucaksız bir boşluktu
Ve ben 20 yıldır düşüyorum.
Girmediğim savaşları bile kaybettim artık
Her papatyanın ömrü kokusu kadar.

Annem beni pamuklara sarıp büyüttü,
Şimdiyse çiçekli balkonlarda bekliyorum güzel şeyler olmasını.
Göğsünde doğum lekesi olmak isterdim
Eve döneyim ki sakince delireyim, dünyanda bir yer bul bana.

Doğduğum günden beri aynı semtteyim
Evimde yersiz yurtsuz sokaklar doğuyor,
Yaşamak en çok Ankara'da hissediliyor.
Gözlerimi kapattığım gibi olsa her şey;
Bataklığa bakıp okyanus görmek elbet mümkündür.

Sen, anatomin el verdiği kadar yaralısın.
Güzel bir şeysin sen, acıya razı gelmek gibi
Hep söylenen şarkının, hep unutulan nakaratısın.
Hayata ilk cümlemi kurdum, tüm insanlık bana sağır oldu.
Sesinde yeni bir dil duyuyorum.

Sen, dünyada hayat olmadığının en mükemmel kanıtısın
Yüzün, yeryüzündeki tek detay.
Evin varken yalnızlıktan korkman,
En beter yalnızlık değil mi?
Ne yapacağım bu kimsesizlikle bilmiyorum,
Sabredenleri gül bahçesiyle karşılayacak ölüm.

Babama benzeyen adamları daima lanetli gördüm,
Kaderimi yenemiyorum, affet.
Senin pencerenden bir an olsun ayrılmadım
Ama sen evi terk edeli çok oldu;
Bunun günahını bana yazma.
Kalemim ve ben, çok yıprandık
Dünyadaki tek güzellik olmam ne kadar doğru?

Anneme birinci yaşımda,
Bu dünyaya ayak uyduramam demiştim
Acının kökü benim toprağımda.
Çiçeklere su vermekle eskiyor çocukluğum.
Sarıldıkça yaralar tekrar açılır
Kızımın adını bile bilmiyorsun,
Sanki seni hiç uğurlayamamışım gibi.

İki elimi açıp,
Önce sana sonra anneme dua ediyorum
Allah'ım sana çıkan yollara çiçekler ser.
İçimde yer gök inliyor bangır bangır
Oysa bir kağıt parçası bile oynamıyor yerinden
Kırık dökük bir kentten, kalbimden geliyorum.
Mutluluğum, dünyanın felaketi olacak.
Zihnim benim cehennemimdir.

İlk sigaramı yakarken Allah'tan deli gibi korkmuştum,
Beklenmedik bir mutluluk anıydı kalbimi durduran.
Tarih kitaplarında yazmaz insanlığın kendiyle savaşı
Yarın olsa tüm acılar çare bulacaktı belki
Güneşin canı cehenneme.

11 Eylül 2017 Pazartesi

Hayal Metre

Özlem Ekici

İleri zamanların geri anlarında elde avuçta artan son umutlarını toplayıp terk etti yarınlar.
Yüksek tutulan beklentilerin alçak kentlerde verdiği molalara bozulan simanın en bozucu, en çekilmez halinin artık mimiklerindeki birinci haliyiz aslında biz.
Evet, biz, yani yaşanmaz hayata umut enjekte eden amorti zihinler.
Bozuk bir sürecin alışagelmişin dışındaki bütün emek verdiğimiz, uğraş biçtiğimiz bütün oluşumlarımız yüreğimize serpilen damlacıklarla.
Eşi benzeri olmayan bütün timsallerin en parmak basılası, kafa yorulası konusu aslında hayaller.
Kiminin yaşama bağlanma, kiminin can, kiminin kırılma, kiminin dönüm noktası oluyor bazen sağlam olduğunu düşündüğümüz kırıklıklarımız.
Her geçmişe takılanın en büyük umutlarıdır oysaki yarınları, kurmacaları.
Çoğulluklardan kaçışların en yalın zamanı, en umulası anı, bugünün ardı.
Ufaktan kaçışan, bütün pıl pırt toplayıcıları çekip gittiler içimizdeki çocuksu masumluklardan.
Kendi ellerimizle, kendimizi düşürdüğümüz iç kapayıcı vaziyetlerimizi başkalarına yıkarken göçükler altında nefes nefese kaldık.
Uzak ötesi yakınlıklarda kaybolmaya başlarken, yollarda hayal metrelerimizi açık bırakıyoruz.
Bu gece farklı olsun, mesela sabahın köründe.
Ya da bu umut dursun, düşüncelerimizin köşesinde.
Başkaları için yaşamak, başkaları için var olmak, bağlı kalmak bir acayip hissettiriyor mu?
Belirlenen yaşam standartlarının altına bir iki hayal gömüp, kırıklıklarını örseliyoruz üzerlerine.
Hiç bizim olmayan, sahiplenme ihtiyacı duymadan var saydığımız geleceğimizin karanlıklarında pili çıkarılan el fenerleri ellerimizde, yırtık bir harita parçacığı cebimizde bir bilinmeze doğru gidiyoruz.
Durduk yere değer veriyor, denklemlerde yalnız kalıyoruz.
Komşudan aldığımız aklı fikri peynir ekmekle yiyoruz.
Beceremiyoruz galiba yalnızlıkla yapmayı, ihtiyaç duymamayı.
Dürtü eylemlerin, örtük düşüncelerin gelgitlerinde çıplak ayaklarla ateşe bastırıyoruz.
Bir beklentimiz olmalı, çıkar dolu temenniler dünyasında.
Bizi ayakta tutan, hayata bağlayan, hey hat diye nara attıran.
Bir şeyler olmalı, yalan gibi, olmayacağını bilmene rağmen istemek gibi, imkânsızlığa âşık olmak gibi.
Uyuyup büyümek, büyüyüp küçülen olmak gibi.
Unutmamamız gerekenler de var aslında.
Hayalperest oldukça, cazip bir üzüntüyü sahipleneceğiz.
Zihnini yordukça, umutlara yoğunlaştıkça özgürleşeceğiz.
Özgür olacağız, sürüden ayrılıp kurdun kapamadığı olacağız.
Anlamıyorum, kendimi, kendim gibilerini, bana benzeyeni, kendini bize dâhil edeni.
Gerçekleşmesini beklediğimiz, istediğimiz şeylerin gerçekleşme olasılığını düşürecek olan belirsizlikler olacaktır.
Önemli olan göreceli doğru bildiklerimiz uğruna yanlışlıklar yapmaktır.
Kendimizi var kılmaktır.
Şunu da bilesin, sen kendininsin.
Hayallerinle gerçekleşmek dileğiyle…


24 Ağustos 2017 Perşembe

Bir Yelkovan Eksilir Akreplerimden

Özlem Ekici

Durduğum bir noktaya, garip garip bakmak demek,
Hayat demek, muhtemelen.
Üstelendiğim her şeyin beni bir bir alt edişi,
Perakende bir acı herhalde.
Yadırganacak ya da yadırganması gereken bir şeylerin faslı.
Tüm olanların, olmayan her şeyden fitil bulması,
Aynı tütsüde beni katıksız bir kıvamda yakıp yakıp durması,
İlk defa bir yakınını kaybetmiş bir çocuk gibi yapıyor beni.
Ürkek ve üzüntü dolu ama
Esasında kahrolmuş.
Bırakılmış bir yerden, sarılmayı bekleyen her yakınlıkta, gitgide uzaklaştırıyor.
Aynada yabancı kaldığım bir sima,
Simama eşit derecede duran şeyler,
Hem ölüm, hem kalım gibi.
Ölüm, bir gitmek değildir diyemeden,
Ardı ardına ölen,
Mezarı içime gömülü beş ceset, dört yoğun bakımlı kimse,
Arkalarında önlerini bırakmadılar mı?
Kalım bu muydu, yani önden gidenlerin arkalarına dizdikleri miydi?
Onlar öldüğünde,
Kaçının doğmamış umutları öldü bilinmez ama ben çok üzüldüm.
Bilinmez belki yarının ne getireceği ya da şimdinin ne götürüp de kaç zamanı alt edeceği
ama bilinen bir şey var ki,
Ölmek, yarım bırakılmış bir eylemdir.
Asıl bilinmezlik de bu.
Bütün olanları, bilindik bir yalnızlığa yormak,
Yani,
Bir insanın, çok tanıdık bir insana yabancı kalması demek.
Ne acı oysa!
Ne acı ki, insan her unutulduğunda bir yazmakta buluyor kendini.
Yazmaya devamı, yaşananla yaşa(n)ması istenen her şeyin,
Kendini hatırlatması,
Acıya ve birkaç karış suratsızlığın açıklığına sürüklüyor peşi sıra.
Yaklaşık yarım saat ölüm kokmak nedir?
Mutsuz ve öfkeli ve nadiren sinirli bir anına tanıklık etmek,
Ama yorucu ama nefes almak için bile nefeslenmeyen.
Durmaksızın,
Koşturmak ve yorulmak...
Yorgunluk ki, vücut bulsa sanki ben olacak.
Durduğum her yerden, hareketli geçen tüm nesneler, tüm kimseler,
Bir seli belki de, afet sayılan her şeyin.
Yani insanlar geçse, sanki saati saatine uymamış bir anda,
Belki de çok yelkovan eksilecek içimin akreplerinden.
Tümü çok azına eş gelecek.
Eksile eksile yok olunacak...


22 Temmuz 2017 Cumartesi

Döngüsel Yalnızlık

Özlem Ekici


Aynı utanca defalarca hizmet etmiş gibi,
Durmadan daha iyisini düşlemek,
Yazılmış bir şeylerin çizimi,
Ve düşmek.
Döngüsel yalnızlığın tarifi bu.
Duraksanan yerlerde, kütüğe kaydolmuş bir isteksizlikle,
Dilimi, dişlerimle bastırıp sustum.
İnsan, bazen bazı şeyleri anlatamıyor olduğu yerden çünkü.
Sesin buğulu bir taraflarından çekilmiş,
Günün hem doğumuna hem batımına denk gelmiş,
Çehresini rakımı yüksek bir kentten fırlatmış,
Büyük bir şehirden yakalamaya uğraşmış,
Durmadan ıslak bir mermere başını koyar gibi
Çürümesini istemediği cesedini yad eden benim.
İnsansı serüvenim bu.
Şah damarıma kadar sirayet eden bir şeyleri,
Olduğum her yerden tabanlarıma bakınca,
Stabilize ederek dindiriyorum.
-Toplumsal sorunlar, mağlup sayıldığım oylamalar ve enseme vuran gün ışıkları dahil-
Lakin belki,
Bükmekten başka bir işlevi de vardır şu boynun !
Ki her kıdeminde,
Asabi yolculuklarla, cama yaslanmış silüetin, garip kalabalıklar arasında esir olması engellenir.
Rejim dağılır ve sistem körelir.
Kendi, kentine yabancı nice kimse,
Birbirine ağır gelmez artık.
İnsan, insanın yorgunluğu olmaz.
Ve kimse yabancı kaldığı bir lisandan sorumlu tutulmaz.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

BİTİŞ

Özlem Ekici

Seyri değişmiş bir şehir,
Boğuk hem,
Hem kargaşa, hem kasvet ve daha birçoğuna mensup.
Şehir, bazen beni andırıyor bana.
Yüzümü döndüğüm her yer ayna dolu ve hüznüm sesime katık.
Ben, herhangi birisiyim herhangi biri için.
Öldüm olası bir yerde, herhangi bir sebepten, herhangi bir şekilde.
Herhangi bir çocuk oldum.
Durdum, koştum, durdum.
Koştuğum her yerden babama, durduğum her yerden anneme açılan bir pencerenin camlarını taşa tuttum.
Taşları yonttum, yaşa tuttum.
Bir şiire başladım burdan.
Sen, çok güzel bir önsöz olarak belirdin.
Sen zaten her yerde güzel durursun.
-herhangi birisi bile bilir bunu-
Baktın adın geçiyor mısranın tekinde, baktın olmuyor, baktım olmuyor yazmam artık zaten.
Ağırlığın kadar harfi boğazıma dizip, bir ton şiiri musallat edersin bana.
Belki kimsenin harcı değil bu ve hafriyat halen çok sermaye gerektiriyor,
Sen kötü kalpli bir insandan arınır, bir Meryem olursun.
Bir kitapta rezerve olur yerin, arka dörtlü beşlenir, geldik ve uyandık oluruz biz o zaman.
Eğik ve zemberek bir okunuşu olur sonra bu şiirin.
Okunduğu gibi olunmayan bir yerde,
Artık,
Ağzına alıp alıp durma yazılanı-çizileni, mesela diyalektik, mesela kısır döngü ve düşünmek için var bu geceler.
Belki yazmak yoruyor, belki ben ne yapacağımı bilmiyorum.
Belki bir şey yapılamaz, belki olmaz, belki tebessümü ülkeler arasında bölüşmek tüm mesela.
Belki dünden beridir aklıma gelen bir şey vardır.
Belki unuturum, belki hatırlamak istemem.
Yeni alınmış bir kolye gibi yeni yeni tavırlar takın.
Düşman olma hem !
Hem anımsa, okunmuş bir şiiri kaç üfleme sonunda un ufak edişini !
Bir kere de bu karşı taraftan taraf ol.
Bir de oradan bak buraya.
Unutma hem !
Aslında yalnızca yalnızız biz.
Ki bu yalnızlık da, kişinin kendisiyle konuşma sürecinden sayılacak illa.
-Konuya ilişkin-
Ben birkaç saattir yalnızım ve sen ne arıyorsun içimde ?
Dişlerimi aralayıp gülüyorum ve sen içime oturuyorsun.
Dokunuyorsun. 
Hem kalk!
Kalk, durduğun her yerden !
Hem başkasının mutluluğuyla mutsuz olunmaz, başka mutsuzluktan mutluluk türemez.
Türemez işte.
Bu ne türev, ne alışmışlık.
Bu sadece yutkunarak tükenmişlik..
Bu yutkuna yutkuna can veriş, yutkuna yutkuna bitiş..

7 Temmuz 2017 Cuma

BEN

Özlem Ekici

âcizliği bu kadar âşikârken 
başı kumda olanlar..
hey ! sen, siz, onlar..!
perdelerin arkasına gizlenenler !
ben sizi görüyorum

ama hiç anlamıyorum, anlayamıyorum
hiçbir zaman da anlayamayacağım;
çünkü ben,
anlamsızlıkları kalıba sokmak yerine
anlamları düşünüyorum sâde;
ve onları duyuyorum, görüyorum, hissediyorum..
çünkü ben; benim.


13 Mart 2017 Pazartesi

Benim Adım Yaprak

Özlem Ekici

Benim adım bir yaprak yalnız düşerim dalımdan.
Bir menekşe kokar uzak diyardan.
Nice pay biçtim kendime senli bir yaşamdan.
Olmadı, olduramadık.

Ben bir neşe sandım seni kaf dağında.
Bir tüten alevmiş aşkın peri bacalarında.
Bir yar öte senden gerek bana.
Olmadı, olduramadık.

Kimi zaman ağladığımdan çok güldüm sana,
Kimi zaman bende ben yoktu, her şey sana,
Kimi zaman ben dar iken rahat sana,
Olmadı, olduramadık, olduramadım...

Özlem Ekici, Personal Blogger Templates | Blog aa

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Bütün Hakları Saklıdır | Copyright © | 2016 - 2022