Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

2 Mayıs 2021 Pazar

Jurnal #18 : Sokaklarımızda Bahar

Özlem Ekici

 

 "Kendime dönmek zorunda olduğum birtakım yollardan geri yürüdüm" demiştim burada, 15.jurnalimde. İşte o yolun sonunda kendimi bir fotoğrafa bakarken buldum. Bu kez umuttan bahsedeceğim, baharın kapı eşiğime getirip bıraktığı umuttan. Biraz soluklandığı bir yazı olsun Levla'nın, sokaklarımızda hep hüzün var olamaz. Bu kez neler yaptığımdan ve nelerle oyalandığımdan bahsedelim, biraz sohbet etmeyi özledim.

 Şimdi bir kapı çalar, biz yine umutla kalkar açarız. Birkaç hafta daha gelip geçer, bu şekilde her açışımız daha bir umuda tutundurur bizi. Bir park var demiştim, penceremden seyrettiğim; artık daha az ziyaret ediyorum. Çocuk sesleri iyi geliyor ruhuma, izin verirlerse birkaç fotoğraf çekiyorum. Bazı fotoğrafların sesleri olduğuna yemin edebilirim ama kimseyi inandıramam. Instagram hesabından görüyorsunuz belki de, bugünlerde fotoğraflara sarıldım. Zamanı durdurmanın ve saklamanın mümkün olduğuna inanmak için bir de dünyaya vizörden bakıyorum. 

 Bazı şarkılara çizimler yapıyorum. Sadece bir şarkı ile 3-4 saatlik bir iz bırakıyorum. Eskisi kadar iyi değil çizgilerim, ama bu kağıda dokunuşlar ruhumu rahatlatıyor. Bir şarkıyla günümü geçiriyorum bazen, sonra o hisleri dökmek için böyle bir yol buluyorum. Çizmek, dinlemekle bütünleşiyor. Bazı çizgileri silince izi kalıyor ya hani, bunu o notanın anılarıma dokunduğu bir yer gibi görüyorum. Çizmek güzel, yazmaktan daha iyi mi bilmiyorum ama kelimeler yerine çizgiler daha özgür sanırım. Hayatta da  kalemi nereye kadar götürdüğüne bağlı bazı şeyler, sen durdurmadıkça susmuyor sesler. Ruhu dinlendirmenin bir yoluyla diğerini böylece birbirine bağladım işte, şarkılar ve çizgiler birbirleriyle uyum içinde. 

 Çalışmalardan bahsedelim mi? Okul, iş ve araştırmalar. Az çok biliyorsun, boş durmayı hiç sevemedim. Yeni uğraşlar edinme konusunda oldukça başarılıyım. İspanyolca ile uğraşıyorum mesela, gittikçe sevmeye başladım. Gitarla aramız biraz soğudu bu aralar, dönemin bitmesini bekliyorum. Fotoğrafçılık sayesinde yine tasarım programlarıyla uğraşmaya başladım. Paslanmışız baya, bu pası sökmek gerek. Okuldan bahsetmiyorum, o zaten hep bir şekilde ilerlemesini bildi. İlgi alanlarıma göre onu da şekillendiriyorum. Rutine dönmediği müddetçe her şey yolunda, yeni bir şey de hemen ekleyebiliriz.

 Gittikçe sanata dönüyorum, sanatla da kendi içime. Okumalar azaldı, sadece şiir kitapları duruyor elimde uzun süre. Şiir yazmaktansa okumayı tercih ediyorum. Bazı şiirler buluyorum, kendime dokunan; bazıları daha çok bir liman olan. Slyvia ile uykuya dalıyorum çoğu zaman, bir gün gözümü açtığımda aynada ona bakacağım. Şiirleri hep daha bir yakın, daha bir dost canlısı bulmuşumdur. Bazı mısraları şairle yazıp üzerinde düşündüğümü hayal ediyorum. İlk kez Özdemir Asaf'tan bir şiir ezberledim bu hafta, unutmamak dileğiyle. Bu yıl bahar bana bir canlılık getiriyor, ruhum ilk kez bu kadar şiir dolu. 

 Balkonumuza ufak bir bahçe kurduk. Bir limon ağacı, birkaç çiçek saksısı ile yeşil bir alan oluşturduk. Limon çiçeğinin bu kadar güzel koktuğunu tahmin edemezdim, çok hoş bir kokusu var. Saksıların sayısı gittikçe artıyor, bugün bir saksı daha ekledim. Bir köşede yeşilliğe bakıp dinlenmek iyi geliyor. Evden çıkamadığımız günlerde yeşilliği eve getirmek iyi oldu. Şimdilik fotoğraflarını koyabileceğim kadar çiçeklenmediler, o yüzden birkaç hafta sonra burası oldukça renklenecek diyebilirim.

 Bir gün neşeli, bir gün kasvetli yapım bu yazıya da yansıyor. Bahar bu kez sokaklarımızda Levla, istesek de gülmeden edemiyoruz. Birkaç söz dilimizde pelesenk olmuş ama biz yine güleceğiz. Sizlerle de bu sokaklarda çokça karşılacağız. 

Şimdilik bu yazı da bitsin.

 
 

23 Nisan 2021 Cuma

Jurnal #17 : Bir Kaos

Özlem Ekici

  Merhaba, kasvetli bir günden iç karartan bir yazıyla geldim. Ortalığın dağınıklığı için kusura bakma, kırılıp dökülecek daha çok cam(n)ımız var.

 Uzun bir vakit geçti. Yazmaktan kaçtım, kendimden kaçtım.Öyle ki kaçmak yaptığım tek eylem, susmak ise ezbere bildiğim tek edim oldu. İçimdeki kaosu yazıyla dökerdim ki toplanma imkanı bulunsun, şimdi o kaosu oturup seyre duruyorum. Bir duvarı andıran hislerim ile yazıyorum, sözcükler birkaç neşe kırıntısına tutunmak istiyor ama şimdi dağlarımızın ardından bir yel esiyor.

 Birkaç gün önce, belki birkaçtan biraz fazla, bir deftere "Nereye gittiği belli olmayan onlarca yolun başındayım" yazmışım. Onlarca yolun başlarının ürkütücülüğünü belirterek altını çizmiştim. Onlarca yoldan birini seçemiyordum. Bu kararsızlığı ve duygusallığı zirvede yaşayan biri olarak mantıksal bir şeyler serpiştiremeyişlerimden dolayıdır. Mantığımı kullanmayı düşünmüyorum çünkü mantıksal şeyler bazı hayatsal faaliyetlere müdahale ettiğinden beri insanlar gözyaşlarını yok saymaya; duyguyu ve duygunun getirebileceği her şeyi umursamamaya başladı. Bir süredir buna kafamı yoruyordum. Mantıksallığa karşı büyük bir anarşi geliştiren beynim bütün bunları yaşarken mantığını kullanıyordu oysa! İçimdeki beni çoğu zaman anlamayan iktidara öfkeliydim, sen öfkelenmediniz mi Levla?

 Doğru ya, sen onu dinlemeyi bırakalı uzun zaman oldu. Uzun zamanın birinde kaldı susturduklarımız. Öfkem bu kadar olmadı,olmamalıydı Levla. Susturmayı düşünemedim. Aslında çoğu şeyin kararını sonraları düşünürüm. Aldığım kararlar yığılır, yığılan kararları düşünmeyişimden dolayı ben de yığılırım. Mantığımı kullanmadığım zamanlara nefretim ve mantığını kullanabilenlere. Bunu da az önce fark ettim, biri beni uyardı.

 Karanlıkta kalan bir şeyler var. Karanlıklara ışıklandırmak hiçbirimizin aklına gelmiyor. Kendi şehirlerimde boğuluyorum, kendi şehirlerimi onların aydınlatması isteyen ruhumu boğuyorum.

  Çıkarımlar yapamıyorum, çıkarımlar boğuk, çıkarımlar kesilmiyor, şiirlerim susmuyor. Yakıyor, yıkıyor. Aleve tutuyorum bedenimi, alevler ruhumu yıkıyor. Kendimi kendim hariç her yerde aradım, nerede kaybolduğumu bilmiyorum. Kendimde kaybolmuş olmaktan korkuyorum. Onlar hala göremiyor kaybolduğumu, öylece izliyor. Ben de öylece kahkaha atıyorum, içimdeki boşluğa doğru. İçimdeki boşluklar ruhumdan şikayetçi. Her gün ruhumu susturuyorum, her gün şarkıların seslerini biraz daha yükseltiyorum. Şarkılar ruhumu çevrelerken gerçekleri görmezden geliyorum. 

 Yazmadım, kızıyorum kendime ama bilmiyorum böyle içimde fırtınalar kopuyor ve ben yine sessizim. Suskunluk üzerime yapışmış, çıkmıyor. Dinledim defalarca, bilmiyorum kaçıncı kere ama bak yine dinliyorum. Eskimiş, bir kenara koyulmuş hislerimi şaha kaldırıyor bu ezgi. Yazmak, uzun bir zamandan sonra bu kadar kolay olmamıştı. Dolmuşum da yağacak yer arıyormuşum gibi. Bir hasret var içimde, anonim demiştik ya hani, bu kez kime olduğunu bilmediğim, neye olduğunu çözemediğim bir hasret taşıyorum. Ben yine çok konuşuyorum kendimle, hislerim soğuk bir duvarı andırıyor, ağlayamıyorum. 

 Bana aldığı çiçek, kokusunu getiriyor hatrıma, bana o söz verdiği mozaik pastayı hiç yapamamıştı. Bu şehir bana hiç yaramıyor, bize burası sadece yara. Acıları seviyorum, onları büyütüyorum. Deniz'in kokusu mu şu aldığım, sahi kaç yıl eskidi? Böyle yarım yamalak omuyor, hatırlama işte.

 Aylardır elime, okumak için, bir kitap almadığımdan sanırım, aynı lafların gevişini getirip duruyorum. Kendimin bir fotoğrafına dönüştüm. İçli içli kusuyorum. Böyle olması hoşuma gitmiyor. Yürüyemeyecek durumda mısın? Belki de sen öyle sanıyorsundur. Bunu biraz yürümeden ve biraz vazgeçmeden asla anlayamazsın Levla.

 Aylar sonra fotoğraf makinesini aldım elime, cadde cadde geziyorum. İnsanları seyrettikçe kendimden uzaklaşıyorum. Seneleri birkaç alın çizgisinde görüyorum, gözlerin altındaki torbalara doldurulmuş acılar ise ilk dikkat çeken. Doğaya kaçmak da çözüm değilmiş gibi hissediyorum, kaçmak artık bir çözüm değil Levla. 

 Geride bırakmak bana göre değil. Daha çok karla kaplı bir dağın tepesinden yuvarlanan ve gitgide büyümeye devam eden bir kar topu gibi, birikerek büyüyen ve bir yerlere çarpıp da parçalara ayrıldığında olabildiğince uzaklara dağılabilen... İşte bu bana göre. Kendimi, kendimden uzak tutmanın tek yolu bu. Üstelik kendimi tanıyamadığım zamanlar, kendimden emin olduğum zamanlardan çok daha fazla ve bu daha iyi. Böylelikle o zaman öylesine yaşıyormuş gibi dursam da, aslında birden fazla hayatım olmuş gibi düşünebiliyorum. Birden fazla hayatım olmuş ve bunları biriktirmişim. Aklımda tutmaya gerek duymadan biriktirmişim ve hepsini, bilincimin derinliklerinde bir odaya kilitleyerek savrulmaya devam etmişim. Ne güzel! Oysa inkâr etmek istiyordum. Karşı karşıya gelmek, hayret etmek, tiksinerek bakmak, sevgi duymak istiyordum. Tüm anılarımın karşısında üstü başı yırtılmış, saçları dağılmış, yüzü kir tutmuş, bilekleri pasla karışık kan izleriyle doluymuş gibi durmak ve söylenmek tüm anılarıma... Hiçbiri benim gibi durmayan anılarımla dövüşmek, sakladığım kimliğimi sonunda böyle açığa çıkartmak istiyordum. Onu o an sevip kabul edeceğimden değil, korkumu yenmek için. 

 Şimdi yeniden düşündüm de, geride bıraktığım bir şey var Levla. Kendimi ve aklımdakileri alıp başka yerlere sürüklenmeye başladığımda, geriye kalan...

 Bu kez giderken afilli cümleler kuramadım ama bu yazıya bir bitiş lazım. Biliyorsunuz, buralarda yine görüşeceğiz.

Bu yazı da bitti.

 

Özlem Ekici, Personal Blogger Templates | Blog aa

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Bütün Hakları Saklıdır | Copyright © | 2016 - 2021