Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

22 Ekim 2020 Perşembe

Jurnal #15 : Havada Bir Eksiklik Var

Özlem Levla Ekici

   Kendime dönmek zorunda olduğum birtakım yollardan geri yürüdüm. Daha sağlam durabilmek, dayanabilmek için bir sonraki adımımdan önce kırk kez düşünmeye başladım. Nereye olduğu önemsiz, çıkıp gitmek istedim şu kapıdan. Benim biraz kendime gelmem lazım Levla. İyi de zamanla kendine gelirdin zaten, bak öyle diyorlar, zamanla toplarsın, zamanla geçer, alışırsın. Ah be Levla, o kadar basit mi ki bu kendine gelmek dediğimiz olay? Ben kendimi bile bilmiyorken nasıl geleyim, sahi ben kimim, biz kimiz, Levla sen kimsin, kimsin sen? Bunu geçenlerde de sormuştum, değil mi, neden dönüp dolaşıp buraya geliyoruz biz senle? 

   Ben herkesin hayatının belli bir kısmında olan o insanım. Sesi çıkmıyor diye anlaşılmayan kırgınlıklarımdan, üzerime diktiğim roller ve maskelerle bir tutup beni yargılayanların hayatlarında uğradıkları bir duraktım; öylesine bir güzergahtım, kimsenin inmediği. O camların ardından baktılar bana, beni anladıklarını düşündüler, sorun var demedim diye her şey yolunda sandılar, anlatmadığım sürece anlaşılmadım, anlattığımda da anlamadılar, anlaşılamadık Levla. Sonra inceldiği yerden koparmayı öğrendik, sustuk bekledik, onlar anlattı, sustuk, onlar bağırdı, sustuk, dertleştiler seninle, sustuk, her şeye eyvallah diyerek kafa salladık. Görmezden geldiler, sustuk, kırıklarla yaşanır dediler Levla, bizim kesiklerimiz var diyemedik, bunlarla yaşanmıyor diyemedik. Şakaya vurduk hep acıları, güldük en güzel gülüşlerimizle, sonra öyle bir ağladık ki herkesi kaçırdık kendimizden. Keşke her şey durulsa Levla, bir süre de onlar sussa, bir sessizlik olsa şimdi buralarda. Çok isterdim bunu. 

   Kendimi tanıyamıyorum Levla, seni tanıyamıyorum, bizi tanıyamıyorum. Çok kısa zamanda ne kadar çok değiştim. Ne kadar çok fark ettim, ne kadar çok kabul ettim, ne kadar çabuk kabullendim. Ne kadar çok sildim, ne kadar çok vazgeçtim, ne kadar çok sevdim. Bazı yerlerde iki kere daha çok oluyormuş, Levla. Bunu çok iyi anladık, değil mi? İyi değiliz, kötü de değiliz. Sadece doluyuz, ama hani yağamıyoruz gibi. Böyle havada bir hinlik var da bizler onu görmemişiz, kendimizden bilmişiz gibi. Bir eksik var da biz o eksiği tamamlamak yerine bir de biz eksiltmişiz kendimizi. Anlayamıyoruz bunu ama biliyorsun. O arada kalmışlık hissi omuzlarımıza yük olmuş yine. Hiçlik var, nedensizlik ve nereye gittiğimizi yine bilmiyoruz Levla. Bir karmaşa var, çevremizde, tam ortasındasın, yeter, susma, bir karmaşa bu, bitsin Levla, böyle ne seviniyoruz ne üzülüyoruz ne de seviliyoruz. İyi değiliz Levla ama kötü de değiliz, tam ortasındayız. 

   İçimdeki her şey ölüyor Levla, hatta düş kurabileceğine inanan o ben bile nefes almayı bıraktı. Ne yaparsam yapayım, gönlümün kaydığı bütün o dinginlikler ben onlara yaklaştığım kadar benden kaçıyorlar. Canım çok şey anlatmak istiyor ama yorgunum. Heveslerim yorgun, zamanla geçeceğine olan inancım da yorgun. Mecalimiz kalmadı, çok yorgunum. Şu köşede azıcık dinlensek, bize kim nasıl geliyorsa biz de öyle gitsek ya artık. Olmasında bir hayır vardır diye diye olmadı hiçbir şey, olduramadık. Her gün yıkılıp yeniden toparlanıyorum Levla. Bizden başka kimsenin haberi olmuyor. Her seferinde kendimi bu noktada bulmaktan çok sıkıldım. Çıkıp şu kapıdan saatlerce dolaşmak istiyorum ama ben benimle gelmesin. Susmak bilmiyor bunlar, sessiz bir gürültüyle dolaşıyorum sürekli. Biraz şu bankta dinlenelim mi seninle, bak çocuklar ne mutlu. 

   Bazı vedalarımız oldu, bazı yaşanmışlıklardan geçtin Levla, ruhunun ağırlığını gönlün taşıyamadı. Gönlünün karasından ruhuna da çalındı ama göğün yine aynı kaldı. Bazen o derin kıyılardan baktın uzun uzun; kendine, kendin gördüklerine. Geceleri uyanıp yeter diye bağırdın onlara, sonra dönüp tekrar kollarına koştun. Hayattan kaçıp uykuya sığındın, kabuslarından kaçıp gecenin karasından çaldın yüreğine. Gecenin boya kovasını çalmışsın bak yine diye azarladın o miniği, gönlünü alayım diye ilk sen fırçanı batırıp boyadın göğünü. Göğsüm sızlıyor Levla, tam şuramda bir sızı var, biliyorsun. O sızı seni uyandırıyor, o sızı beni ağlatıyor, o sızı bizim kollarımızı kırıyor, tutamıyoruz sonra hayatın yakasını. Silkelesek şöyle bir, belki düzelecek hepsi, biraz da biz sevineceğiz. Mavi boya da isterdik belki, kırık kollarla yaşamak zor Levla. 

   Kendimi yaşıyor gibi değil de sıkışmış gibi hissediyorum. Bu eve, bu yolda, bu hayatta... Ruhum ağır geliyor gönlüme, omuzlarımdan tutup silkelesene beni. Levla bir çare bulacak mı zaman bize? Ruhumun, yüreğimi parçalayan sivri köşeleri var. Kesiklerimizden kan yerine akan irin mi? Sus!

   Her şeyin bir zamanı var, hatırlayacağız. Gecikmişliklerimizden asılı kalacağız hayata. Şimdi bir süreliğine sessizlik. Yazı bitti.  



Özlem Levla Ekici / LEVLA LAVİN

Edebiyatsever Fizik Mühendisi

6 yorum:

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2016 - 2020