Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

14 Ekim 2020 Çarşamba

Jurnal #14 : Vakit Sandığından da Geç

Özlem Levla Ekici

   "Bakalım bu sabah hangi felakete uyandık!" diyerek kalktığım günlerdeyim. Her günün bir başka güne aman vermeden istikrarlı bir şekilde daha kötü geçmesine ise artık şaşırmıyorum. Bizi gittikçe daha kötüsüne alıştırıyorlar Albayım, bu böyle daha ne kadar gidecek, ben dayanamıyorum! Bu aralar fazla maruz kaldım Tehlikeli Oyunlar'a ve Tutunamayanlar'a. Son kez tekrar okuyayım diyerek sürekli sayfalarının arasında kayboluyorum. "Son kez" şu sıralar en fazla kullandığım söz bu sanırım. Gitmek ne zaman olur bilemiyorum Levla, bugün daha bir hışımla uyandık ya uykudan, belki de vaktin değerini anlıyoruzdur. 

   Bazen zamanın ne kadar hızlı geçip gittiğine şaşkın şaşkın bakan bir ben hatırlıyorum, saate baktığında "Vay be ne çok çabuk akşam olmuş!" dediğim sayısız akşam. Okuyacak çok kitabım, çalışacak çok dersim, araştırmak istediğim birçok konu, yaşamak istediğim birçok gün veya birkaç gün... Bazen sadece düşünerek geçirmek istediğim günlerim, birileriyle oturup sohbet etmek istediğim akşam üzerilerim, gece uykusuzluğuma katık olacak çeşitli müziklerim var. Peki ya zamanım?

   "Uzun zamanlar oldu" dedim daha birkaç gün önce, bir dostuma. Görmeyeli, konuşmayalı çok uzun zaman oldu Levla. Bazı şeyler kaldı içimizde, bazı şeylerin üzerini biz örttük, bazılarını da yanlış muhataplarının üzerine yürüttük. Vakit geçti, biz de durmadık geçtik yanlarından. Sayfaların arasında papatyalar kuruttuk, o papatyalardan şiirler kurduk, o şiirleri içlerimize doldurduk ama geçti hepsi. Biz yine sustuk, içimize konuştuk, içimizde konuştuk. Levla, duydun mu ki beni? 

   Şarkılara resimler çiziyorum, bir dağ, bir kız belki bazen bir çift göz. Her çizdiğim çizgide kağıda bir kesik atıyordum ya hani, o beyazlığı karanlığa gömüyordum. Aslında çizmeyi neden sevdiğimi hatırladım böyle böyle, beyaz kağıtları içimin simsiyah göğüne buladığım her çizgimle maviliğimin kıyısından tutuyormuşum ben. Vakit sandığımdan geç ama birazcık o maviliği görsem içime huzur doluyor, bilirsin huzur önemli. Her günümü bir sonrakine tan vaktinden bağladığım gibi her günlüğü bir sonraki günlüğe tam ortasından iliştiriyorum. Yine aynı camdan bakıp geçip giden saatime ağız dolusu küfürler ediyorum. 

   Söyleyemediklerim, sustuklarım, yanından geçip gittiklerim hep içimde ince bir sızı. Zamanında yapacaktım, vaktinde bağıracaktım diye diye geçirdiğim dakikalarımın üzerinden tekrar tekrar geçiyorum şimdi, sona yaklaştıkça artan bir acele ve pişmanlıkla. Hüzün hep var bak, tam ortasında hem de. Bu kaçıncı Levla bilmiyorum ama zaman çok çabuk geçiyor! Zamanla geçer dediğim şeyler hep bir hışımla alıp götürüyor bizden ömrümüzü. Sonra bir düşünüyorum Levla; bir okyanus var herkesin içinde, kimisi oturup izliyor onu, kimisi içine dalıp çıkıyor da yüzmeye başlıyor, kimi de arkasına bile bakmadan kaçıp gidiyor ondan uzağa. Biz hangisiydik, hangisi sendin, hangisi ben? Biz kimdik? Hakikaten Levla sen kimsin? 

   Yazmak eskisi kadar kolay değil demiştim ya hani, sanki konuşması çok kolaymış gibi. Kolay değil diyen ben, kalkıp günlüğümün sayfalarını tükettim Levla. Sayfalar dolusu yazmışım. Her sayfada tekrarlanan cümleler var mesela, başta da zaman geçer, zaman geçer, alışırım, alışırım, alıştık, alıştık, zaman geçti, geçti, geçti. Artık affedemiyorum kendimi demişim bak tam o gün, yine tekrarsız bir ağır cümle savurmuşum kendime. Sayfaya bile ağır gelmiş olacak ki köşesinden su almış, hafif de sararmış. Aylar, yıllar önce söylediğim ama hala aklıma geldikçe kalbimi sızlatan, gözlerimi dolduran, duygularımı alt üst eden cümleler karalamışım. Sessizliğim çok konuşmuş Levla, ama duyuramamış kendini. Suskunluğum, ne de çok bağırmış o gün. Bir kahve koyalım, dur bekle, iyi gelir bize. 

   Yaşamak çok nadir rastladığımız bir şey olmuş, düşünsene, bazı günler sadece orada o anda var olduğun, nefes aldığın için geçip gitmiş. Öylesine geçip gitmesine izin vermişsin o dakikaların. İşte şuramda bir sızı var, tam yerini bulamıyorum ama var işte. Ağır laflar etmek yerine gülüp geçsene be Levla, yeterince sızımız vardı zaten. Saçların geliyor eline, dokunmaya korkar oldun, stres mi hep bunlar, hüzün demiyor kimse, şişt fazla sesin çıkmasın, susmak bizim en büyük çılgınlığımız unutma. Bitirelim bunu, çoğunda gözümüz yok zamanın. 

Görüştük buralarda, yine görüşeceğiz. 

Yazı bugünlük bitsin. 



Özlem Levla Ekici / LEVLA LAVİN

Edebiyatsever Fizik Mühendisi

12 yorum:

  1. Yorum yapmak istemedim. Sadece etkileyici bir yazı olduğunu söylemek istiyorum.

    YanıtlayınSil
  2. bu son zamanlardaki yazı tarzın pek hoş oldu yaaa :) ilk paragrafı çok sevdim levlaaaa :) hüzünlü gibi ama çok sırıttım bu yazına yau :)

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. ben de çok sevdim deep ya, keşke daha öncelerden bu tarz devam etseydim :)

      Sil
  3. merhaba... deep'in son yazısından geldim. ne güzel bir blogmuş burası :)

    YanıtlayınSil
  4. ders sonunda beni bekleyen bi şey için telaşlandığımı fark eden sosyoloji hocam omzuma dokunup, fısıldamıştı "zaman izafidir." kimi günleri kaçırıyoruz, kimisini ise yaşayacak dermanımız yok.

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. çok doğru demiş hocanız, siz de haklısınız. Zaman fazla belirsiz, bazen içinde biz de hareket ediyoruz bazen de durup bir kenardan seyrediyoruz.

      Sil
  5. Modern zamanlarin çocukları olduğumuz için mi nedir bu zamanın nanik yapışı bize, yaşadığımızı anlayamama hali filan...bu konuda kitap yazıyorum o derece muzdaribim de.
    Fizik muhendisi bulmuşum artık, şu kuantumu, uzay-zaman nanelerini de bir bir sorarım artık ben:))

    YanıtlayınSil
    Yanıtlar
    1. konusu itibariyle tam nokta atışı, zamanın bizimle bir derdi var.
      İstediğin zaman sor, seve seve anlatırım :)

      Sil

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2016 - 2020