Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

31 Ağustos 2020 Pazartesi

Cibran ile Ermeye Beş Kala

Özlem Levla Ekici


  Hacmi küçük olmasına rağmen içerisinde uzun uzun düşüncelere daldıran bir kitap. Şimdiye kadar kitaplığımda beklettiğime kızıyorum, neden söz dinlemeyip daha önce okumadım ki? 

  Cibran'ın kalemi ve üslubu sizi düşündürmeye çalışırken sıkmayan cinsten. Dilindeki arılık, satırların akıp gitmesini sağlıyor ve böylelikle zaten ince olan bu kitap bir solukta bitiveriyor. Betimlemeler, özlü cümleler daha neler neler... Asıl olay bittikten sonra geri açıp o düşünceler üzerinde uzun uzun çıkarımlara dalmakta. Altı çizilecek, bir kenara not alınacak cümleler deposu sanki bu kitap.

  Ermiş kimdir peki? El Mustafa adında bir bilgedir, ve bu bilgenin Orphalese halkının sorduğu sorular üzerinden sevgi, güzellik, dostluk, din, ibadet, ölüm, neşe ve keder, eğitim, suç ve ceza gibi çeşitli konularda konuşmalarıdır.  Derin mevzular üzerine kısacık ve özlü ifadeler kullanan Cibran beni fazlasıyla etkiledi. Dahasını istedim her bölüm biterken. Kısacası Halil Cibran hakkında daha çok okuma yapma isteği uyandırdı. Diğer eserlerini de kısa sürede edinmeye çalışıp daha geniş çaplı bir inceleme yapmayı planlıyorum. Şimdilik bu kadar olsun. Okumadıysanız, kesinlikle bir şans vermenizi temenni ederim, pişman olmayacaksınız. Hızlıca bir okumadan ziyade sindire sindire ve düşünerek ilerleyin.



26 Ağustos 2020 Çarşamba

Gürcistanlı Tina

Özlem Levla Ekici


 Beni kendilerinden biri gibi görmelerini beklemedim hiçbir zaman, niye öyle görsünler, değilim zaten, ben onlardan biri değilim, ama hiç kimse de değilim, biriyim. Herhangi biri ama biriyim işte. Birisi olarak kabul edilebilmen için birilerinden mi olmak gerekiyor deda? (s.39)

   Yabancı olmak, ait olamamak üzerine satırlar okuduğum bir kitaptı. Birisi olmak için birilerinden mi olmak gerekir? Birisi kabul edilebilmek için ne yapmak gerekiyordu? Yabancı olduğunu bildiğin halde bir selam ve bir gülümseme ile o yabancılığı giderebilir miydik? Dilini bilmediğin bir ülkede sadece bir gülümseme mi kabul ettirecekti seni, içlerinden biri olduğuna Tina? Ülkemize kaçak yollardan girmiş, girmeye çalışırken çok sevdiği tek adamı Kaveh'ini yitirmiş. Son bir kez bakmış sınır kapısında ve onun son bakışı olduğunu bilmeden. Son bakış var mıdır gerçekten? Birine son kez baktığını bilmeden baktığında o son olarak kalır mı zihnimizde? Zihnimiz bir bakışın son olmasına müdahale etmez mi hiç?

   Hem yakarışlar hem hesaplaşmalarla dolu sayfalar ve bir ölüm. Ölüm anında insanın hayatı gözlerinin önünden film gibi akarmış derler ya, bu kitapta işte o filme konuk oluyoruz. Tina anlatıyor, hatırladığı kadarıyla, hesaplaşmalarıyla ve yakarışlarıyla izliyoruz o filmi onun ağzından. Bazen eskilere gidiyoruz büyük büyük annesine, oradan kayıp matruşkaya bir yol izliyoruz. Stalin dönemi Rusya'sının toplama kamplarına gidiyoruz bu anılarda, iç savaş döneminin sahnelerini dinliyoruz, bir babanın nasıl ölmeden öldüğüne göz kırpıyoruz ve bir aşkın din, dil, ırk ayrımı olmadan nasıl Tina'nın yüreğine yerleştiğini görüyoruz. Son bakışlarına tanık oluyoruz.

   Kopuk kopuk bir zihin haritası için karmaşık sayılabilecek bir anlatımla ilerliyor kitap. Virgüllerle, farklı konuların bir araya konmasıyla bu karmaşa destekleniyor. Tekrarlamalarla etkileyiciliği arttırılan bir anlatım da mevcut. Eski bir balerin olan Tina'nın müzik ve dans tutkusunu karşımıza çıkan şarkı sözleriyle anlayıp içerliyoruz, bu şarkılarla gidilen anılara şahit oluyoruz. Anlatımı etkin kılacak tüm yolları gözlerimizin önüne seriyor Irmak Zileli. Ölümdeki zihin karmaşasını aktarımı ise takdirleri hak ediyor. Anılardan kopup dışarıdaki insan kalabalığına uzanıyor bazen Tina'nın kulakları, ve bize ısrarla hatırlatmaya devam ediyor, "Yabancıyım, tüm bu insanların gözünde."

   Dil olarak baktığımızda kitabın içeriğinde dilsizliğe karşı bir sorgulama mevcut ve Tina Gürcü dilinde kelimelerle anne ve nine diyor kitap boyunca. Birkaç Rusça kelimeye denk geliyoruz ama bunlar yorucu bir dil konumuna düşürmemiş kitabı. Akıcı ve sıkmayan bir dil ile okuyoruz kitabı.

   Tina'nın ninesi İlona ve babası Levan ile ilgili yakarış ve sorgulamaları beni de yer yer sorgulamaya itti. Özellikle Tina'nın anılarını yorumlayıp hangisi ile biten soruları, hem içime dokundu hem de sorunun cevabını kendi içimde aramamı sağladı. En sevdiğim yönlerinden biri de buydu. Yer yer Tina ile birlikte bu düzene isyan ettim, yer yer Tina'nın sorularına ek sorular ekledim.

   Bitiminde bir iç burukluğu bıraktı bende, yabancılık ve ait olamamak üzerine bir sürü soru ile ortada kalakaldım. Bakışlar ve zihin üzerine derin düşünceler yer etti notlarımda. Tina ismi hafızama kazındı, Gürcistanlı Tina, sevdiğinin peşinde Türkiye'ye yolu düşen, sınır kapısında sevdiğini son bir bakışıyla kaybeden, bebiasının anlattıklarıyla büyüyen, dedasının küçük kızı, babasının ışığı...

   Bu benim Irmak Zileli ile ilk tanışma kitabımdı, elimde bir romanı daha var ama sanırım 'Son Bakış'ın yeri ayrı kalacak. Yabancılığa, ait olamamaya dair farklı bir bakış için okumalısınız diyorum. Yabancı olmak, öldüğünde bile birileri için birisi olamamak nedir?


Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2016 - 2020