Yazılarım E-postana gelsin.

Yaz E-Postanı!

6 Ocak 2020 Pazartesi

Tuhaf Döngüsel Bir Atalet

Levla Özlem Ekici

   Uzun süredir her şeyden elimi çektim, amaçsızca dolaşıyorum ortalıkta. Eski heveslerim de tükendi son birkaç ayda. Yazmaya da yanaşmıyorum garip bir şekilde. Okumak derseniz bilim dergileri ve günlük haberler dışında hiçbir şey ilgimi çekmiyor. Bir kitaba başlıyorum, odaklanıyorum ama en fazla beş dakika sürüyor bu. Daha sonra müzik dinleyeyim diyerek elim tabletime uzanıyor, o da bir süre sonra boğuyor beni. Telefonum yok yaklaşık bir aydır ve bunun rahatlığına alıştım. İnsanlardan uzak, yapmacıklıktan uzak, hayatım öyle berrak ki... Elbet bunun da eksi yönleri var, fotoğraf çekemiyorum. Ve yeni yeni fark ettim ki, bu enerjimi düşürüyor. Gözümüzün önünde öyle güzel kareler yakalayabileceğim sayısız an oluyor lakin elde olmayan sebeplerle bunu sadece ben görebiliyorum. Bu tatsız meseleyi uzatıp olmayan tadımı daha fazla kaçırmak istemeyerek bu yazıda da daldan dala atlayarak anlatayım, bakalım sıradaki dalda neler varmış.

  Okuldayım, Ankara'dayım. Ankara beni gittikçe içine alıyor, sanki başka bir şehirde nefes alamayacakmış gibi hissediyorum. Şiir yazdırıyor hala bana ama artık eskisi gibi değil dizelerim, içten içe sönmüş bir isyan ama çırpınıyor umarsızca. O yüzden olsa gerek yazdığımla yaktığım bir oluyor şiirleri. Şiir yakıyorum bu sıralar, evet. Kendime şaşırıyorum ama hayatın sizi nereye nasıl getireceği gerçekten hiç belli olmuyor. Denemelere girişiyorum sağlı sollu, uzun uzadıya. Tükenmişliğimden başlıyorum, varlığımdan şüpheyle bitiriyorum. Sonuç tabi ki hüsran ve onlar da raflardaki yığınların arasında yerini alıp unutuluyor. Depresifliğin hiç kaybolmamış diyenler oluyor sık sık, sonra dağınıklığımı görüp neler oluyor diye geri geliyorlar. Ben ki depresyonda dahi alfabetik kitap sıramı bozmam, artık öylece bırakıyorum kitapları, kağıtları. Günlüğüm var hala, arada bir dolduruyorum sayfalarını. O da pek iç açıcı gelmiyor ama en azından ileride okurken "Lan, ben ne güzel kafadaymışım be!" diyebilirim. 

  Uykuya gelecek olursak, gece gündüze rest çekiyor ve kazanan tabi ki uyku olmuyor. Üç dört saatlik uykular da artık yerini uykusuzluğa ve saçma rüyalara bırakıyor. Her şey tuhaf bir döngüde ve bir şey kalkıp yok oluyor, yerine daha gereksiz bir şey mesken tutuyor. Gittikçe daha da gereksiz oluyor. Gereksizlikler, gereksiz gereksizlikler, gereksiz gereksizliklerin gereksizlikleri... Sanırım bunu da garip bir döngüye dönüştürebilirim. Saçmalıyor da olabilirim ki bu oldukça mümkün, zira uykusuzluğumun 45.saatini yarım saat evvel doldurmuş olmalıyım. 

  Diziler izliyorum, önüme gelen filme girişiyorum. Ne sahneler, ne senaryolar, ne oyunculuklar görüyor gözlerim şaşıyorum. Repliklerin çeşitliliği ise eş anlamlılık kapasitelerini zorluyor. Öyle ya da böyle onlar da tekrarlardan ve gereksiz döngülerden ibaret geliyor gittikçe. Lakin insan bu döngülere karşı garip bir çıkmazda, girmek için tereddütte kaldığı yetmezmiş gibi girdiğinde çıkmak için daha çok tereddütlerde kalıyor. Ya da tereddütlerin bağımlısı bir yapımız mı var acaba? 

  Karşımdaki duvarın fazla beyaz olduğuna karar kıldığım bir saatte bunları yazmış olmamın sebebini henüz kestiremedim ama bu duvar hala çok beyaz! Renkli post-itlerle donatmak varken neden harfleri birbirine uydurup yüklemleri işe koydurduğumu anlamak isterdim ama bunun için öncelikle buranın yüklemini bırakıp kaçmalıyım. Cümleler birbirini kovalamış sanırım, çünkü oldukça yazmışım. Duvara renkli bir şeyler asmalıyım. Büyük bir pencerem var, dışarıdan ışık vurduğu için mi bu kadar beyaz geliyor acaba. Birkaç fotoğraf olacaktı yanımda, boş post-itlerden daha iyi durur sanırım. 

  Dışarı çıkıp griliği izleyebilirim, kar tanelerinin neden bu şekilde düştüğünü saatlerce düşünebilirim. Neden hala duvarla uğraşıyorum veya neden amansızca kelimeleri birbiri ardına bırakıyorum buraya? Bir yerden başlamak gerekiyor her zaman, yazıp atmalar veya yakmalar döngülere ihanet etmiyor. Gereksiz dediğimiz eylemlerin içinde birkaç hoş gelebilen detaylar gizlenebiliyor. Halbuki daldan dala atlayıp cümleleri geldiği gibi öylece yazınca da kendi içlerinde bir ahenk olduğunu görüyorsunuz.

 Bu kadar daldan dala konmalar bitse de şu duvara bir şeyler yapsam artık dediğim ana gelmiş bulunmaktayım. Böylesine gereksiz döngülerin gittikçe tuhaf olduğunu düşünüyorum. Gittikçe daha da tuhaflaşan gereksiz döngülere armağan ediyoruz bu kırık dökük toplama cümleleri. Perdeyi çektim ve hala bu duvar çok beyaz!







Levla Özlem Ekici / LEVLA LAVİN

Şiir Düşkünü, Fizikçi, Tasarımcı ve Yazarımsı bir kişilik.

4 yorum:

  1. Duygularınızı ve yaşadıklarınızı çok güzel ifade etmişsiniz. Yaşam kendi belirlediği şekilde akıp giderken, bizler de bu akışta gel-git ler yaşıyoruz.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Bu da öyle bir gel-git anında iç döküştü, teşekkür ederim. :)

      Sil
  2. hadi hadi iyisiiin, güldürdün beniii. ankara çok iyidir yaa. kültür sanatta istanbuldan izmirden iyi :) depresyon sende durmaz, gelip geçer :)

    YanıtlaSil

Copyright 28.02.2016 - 2017© , Blogger Templates | Blogger Kişisel Blog Sitesi

Levla'nın Not Defteri - Kişisel Blog | Copyright © 2016 - 2020